| | Mukallid
Üyelik tarihi: 15.12.2007
Mesajlar: 1.731
Teşekkür etti: 5.393
Teşekkür aldı: 1.666 konuda 7.401 kere
| Sultan 2. Abdulhamid Han Erzurum Pasinler'in Tuylar Köyünden bir asker, Sultan Abdulhamid Han'ın ikamet ettiği Yıldız Sarayında diğer bir arkadaşı ile birlikte nöbet tutmakta iken, Sultan bir ara balkona çıktı ve onları yanına çağırdı.
Balkonun yanına gittiklerinde ,Sultan diğer nöbetçiye hiçbir şey bir miktar para vererek hamama gitmesini söyledi.
Sonra bu askerin gusletme imkanı bulamadan nöbete geldiği anlaşıldı.
Erzurumluya dönerek; "Siz tasavvuf ehlisiniz. Hocanız kimdir?" diye sordu.
Erzurumlu asker de; "Taşkesenli Şeyh Ahmed Efendi" cevabını verince; "Evet o zatla tanışıyoruz" diyerek içeri girdi.
Biraz sonra da elinde bir Kuran-ı Kerimle geri gelerek Erzurumlu askere; "Bu Kuran-ı Kerimi Hocan olan kardeşime verirsen memnun olurum" dedi.
Erzurumlu, memleketine döndüğünde Ahmed efendi'nin huzuruna gitti. Ahmed Efendi onu görünce; "Emanetimi getirdin mi?" diye sordu. O zat da, Sultanın verdiği Kuran-ı Kerimi hemen hocasına teslim etti. Bu Kuranı Kerim halen aile kütüphanesinde muhafaza edilmektedir. | 
21.01.2008, 23:10
|
Dagistan isimli üye'ye teşekkür eden 14 üye:
Almula, Ayşe Reşad, devr-i alem, dilerim, diyarbekrî, garib_yolcu, Hak-dilaram, iklimya, kapına_geldim, korgun, nesimi, ranon, serkan | | | Mukallid (Konuyu Başlatan)
Üyelik tarihi: 15.12.2007
Mesajlar: 1.731
Teşekkür etti: 5.393
Teşekkür aldı: 1.666 konuda 7.401 kere
| Vaktiyle Abdulhamid Han Hazretlerine muhalif olan Rıza Tevfik daha sonra yaptığı hatayı anlayıp aşağıdaki şiiri kaleme alıyor: Abdulhamid'in Ruhundan İstimdat Nerdesin şevketli Abdülhamîd Hân?
Feryadım varır mı bârigâhına?
Ölüm uykusundan bir lâhza uyan!
........................ bak günahına!
Tarihler adını andığı zaman,
Sana hak verecek ey koca sultan!
Bizdik utanmadan iftira atan
Asrın en siyasî Padişahına!
Divâne sen değil, meğer bizmişiz,
Bir çürük ipliğe hülya dizmişiz.
Sade deli değil, edepsizmişiz,
Tükürdük atalar kıblegâhına!
Milliyet dâvası fıska büründü,
Rida-yı diyanet yerde süründü.
Türkün ruhu zorla âsi göründü,
Hem Peygamberine, hem Allahına.
Sonra cinsi buruk, ahlâki fena,
Bir sürü türedi, girdi meydana
Nerden çıktı bunca veled-i zina?
Yuh olsun onların ham ervâhına! | 
22.01.2008, 09:49
| |
Dagistan isimli üye'ye teşekkür eden 9 üye:
| | | Mukallid (Konuyu Başlatan)
Üyelik tarihi: 15.12.2007
Mesajlar: 1.731
Teşekkür etti: 5.393
Teşekkür aldı: 1.666 konuda 7.401 kere
|
ABDESTLE İMZA
Sultan Abdulhamid Han, acil iş zuhur edince, gecenin herhangibir vaktinde uyandırılmasını ister, işin ertesi güne bırakılmasına rıza göstermezdi. Bu hususta mabeyn baş katibi Esad Bey şöyle demektedir:
" Bir gece yarısı, çok mühim bir imzası için Sulatn'ın kapısını çaldım. Fakat açılmadı.Bir müddet bekledikten sonra tekrar çaldım, yine açılmadı. Acaba Sultan'a bir emr-i hak mı vaki oldu diye endişelendim.Biraz sonra tekrar çaldım açıldı.Sultan, elinde havlu ile yüzünü kuruluyordu. Tebessüm ederek; - Evlad, bu vakitte çok mühim bir iş için geldiğinizi anladım. Daha kapıyı ilk vuruşunuzda uyandım.Abdest aldım. Onun için geciktim. Kusura bakma. Ben bu kadar zaman bu milletin hiçbir evrakına abdestsiz imza atmadım.Getir imzalayayım.
dedi. Besmele çekerek imzaladı."
Bunun gibi Sultan Abdulhamid Han hiç abdestsiz yere basmazdı. Hatta zevcesi, Abdulhamid Han'ın bu hususiyetiyle alakalı olarak, O'nun yatağının başında daima temiz bir tuğla bulunduğunu ve bununla yataktan kalktığında çeşme mahalline kadar abdestsiz yere basmamak için teyemmüm aldığını, sebebini sorduğunda da kendisine " Bunca müslümanın halifesi olaak, biz sünnet ölçülerine dikkat etmezsek, ümmet-i Muhammed bundan zarar görür!..." dediğini nakleder. | 
22.01.2008, 21:07
| |
Dagistan isimli üye'ye teşekkür eden 8 üye:
| | | Yeni Üye
Üyelik tarihi: 18.01.2008
Mesajlar: 13
Teşekkür etti: 13
Teşekkür aldı: 11 konuda 37 kere
| II: Abdulhamit Han her bakımdan örnek bir devlet adamı olduğu kadar halis bir müslümandır. Kendisine suikast düzenleyen ermeni çeteciyi affederek kendisine iş vermiştir. | 
29.01.2008, 10:54
| |
Leyya isimli üye'ye teşekkür eden 6 üye:
| | | .................
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 15.418
Teşekkür etti: 27.060
Teşekkür aldı: 12.025 konuda 43.526 kere
| İşte bizim zaaflarımızdan; müslümanın şefkati..
Herkese..
Ama bazen bu tip durumlarda iyi olmayabiliyor..
Tahtından indirenler de onlardı bak!
Büyümesin diye kesmek lazım uru
Bulgaristanda, Türkleri diri diri fırınlarda yakarlarken Bulgarlar, bunu söylüyorlardı aynen. | 
29.01.2008, 11:02
| |
Ayşe Reşad isimli üye'ye teşekkür eden 4 üye:
| | | Yeni Üye
Üyelik tarihi: 18.01.2008
Mesajlar: 13
Teşekkür etti: 13
Teşekkür aldı: 11 konuda 37 kere
| Evet evet kesinlikle haklısınız, hoşgörünün ve şefkatinde bir dozu olmalı. | 
29.01.2008, 11:10
| |
Leyya isimli üye'ye teşekkür eden 2 üye:
| | | Yeni Üye
Üyelik tarihi: 29.06.2007
Mesajlar: 25
Teşekkür etti: 24
Teşekkür aldı: 19 konuda 44 kere
| ....................
Konu ziro tarafından (09.09.2008 Saat 02:55 ) değiştirilmiştir..
| 
29.01.2008, 17:17
| | | Kıtmir
Üyelik tarihi: 19.01.2008
Mesajlar: 50
Teşekkür etti: 56
Teşekkür aldı: 49 konuda 140 kere
|
...
Cezaevlerinde oldukça etkili bir durumdaydık. Mahkûmlar bizi severlerdi. Gittiğimiz her hapishanede bizi el üstünde tutarlardı.
Sayın Nizamettin Nazif Tepedelenlioğlu’na, özel bir yer ayarlattık. Çok yakın dost olduk. Her konuda konuşurduk. Bir gün Sultan Abdülhamit bahsi açıldı. Nizamettin Nazif Tepedelenlioğlu onunla ilgili bir hatırasını anlattı: “15-20 yaşlarında gencecik bir gazeteciydim. Cumhuriyet Gazetesi’nde yazılar yazıyordum. Tabiî ki Abdülhamit’i hiç sevmiyordum. Cimri, korkak, vehimli, zâlim, Kızıl Sultan diye, yerli yersiz saldırıyordum. O zamanlar her evde bugünkü gibi telefonlar yoktu. (Nizamettin beyin bana bu hatırasını anlattığı zaman da çok zenginler hariç, kimsenin evinde telefon bulunmuyordu.)
Sabahleyin neşe içinde gazeteye gittim. Arkadaşların ve ağabeylerimizin yüzünde acayip bir ifade ve ses tonlarında garip bir soğukluk vardı. Ne olduğunu sordum. Kimse söylemek istemiyordu. Nihayet gazetenin patronu, “Seni Köşk’ten çağırdılar” dedi.
Köşk’e ancak Atatürk çağırtabilirdi. Çok korktum. Beni gazetenin pikabı ile köşkün yakınına kadar götürdüler. “Her halde kapılara talimat verilmiştir. Kendini tanıt. İçeriye alırlar” diyerek gittiler.
Titriyordum. Ayaklarım biri birine dolaşıyordu. Kapıya yaklaştım. Nöbetçiler uzaklaşmam için el kol işareti yapıyorlardı. Dizlerimin dermanı kesilmişti. Uzaklaşamıyordum. Yanıma geldiler. Orada ne aradığımı sordular. Kekeleyerek beni Köşk’ten çağırdıklarını söyledim. Adımı sordular. Bir subay elindeki kâğıda baktı. “Tamam o. Götürün!” dedi. İki yanımdan kollarıma girdiler. Subay önde gidiyor; arkamdan da ayak sesleri geliyordu. Dönüp bakamıyordum. Korkumdan doğru dürüst nefes alamıyordum.
Birden kendimi Atatürk’ün karşısında buldum. Son derece şefkatli bir sesle: “Gel bakalım çocuk…” dedi. Ve elini bana uzattı. Öptüm. Beni karşısına oturttu. Yiyecek, içecek bir şey isteyip istemediğini sordu. Dişlerim kilitlenmişti. Konuşamıyordum. Başımla hayır işareti yaptım. Üstelemedi. Ve aynı şefkatli sesle: “Bak çocuk, yazılarından anlaşılıyor ki, sen Adülhamit’i sevmiyorsun. Sevme, yine de sevme… Ama şu hakikati de asla unutma ki… Abdülhamit, o devrin dünya devletleri arasında, en büyük siyaset dahilerinden biriydi. Hangimiz onun yerinde olsaydık, onun yaptıklarını yapamazdık. O dehası ve ince siyaseti ile, çoktan çökmüş olan Osmanlı İmparatorluğu’muzu tam 33 sene ayakta tuttu. İttihat ve Terakki onu devirdikten sonra, hürriyet, müsavat, uhuvvet (özgürlük, eşitlik kardeşlik) gibi, Masonik sloganlarla Balkanlardaki bütün etnik unsurları birleştirdiler. Onlar da birleşince, bize karşı Balkan Savaşı’nı başlattılar.
Bir taraftan Osmanlı subaylarının siyasete bulaşmış olması, diğer taraftan Batılıların desteği ile az kalsın İstanbul elimizden gidiyordu. Abdülhamit’e haksızlık edenlerin hepsi sonunda pişman oldular. Tekrar ediyorum. Abdülhamit’i sevme; yine de sevme ama bu hakikatleri de hiçbir zaman unutma…” dedi.
Başımı okşadı. Tekrar elini öptüm ve çıktım…” diyordu.
Kendisine: “Bu tarihî hakikati daha ne kadar gizleyeceksiniz?” dedim. “Buradan çıkınca ilk fırsatta yazacağım” demişti. Sözünde de durdu.
Çok sonraları, sanıyorum Hürriyet gazetesinde, Cumhuriyet’in (Bilmem kaçıncı) Yıldönümü adı altında bir seri yazılar yazdı. Orada bu olayı aynen anlattı. Arşivler taranırsa, her halde bulunur. Hem de bulunmalıdır.
Bir konuşmasında Ahmet Rıza’dan bahseden Sayın Bülent Arınç’a ve her zaman hayırlara vesile olan VAKİT gazetemize, buradan teşekkür ve şükranlarımı sunuyorum.
Yukarda yazdıklarımı, daha geniş bir şekilde, yazmayı düşündüğüm hâtıralarımda anlatacaktım amma… Ölümle aramızda bir tek nefes var. Acaba nasip olur mu, olmaz mı endişesi içindeydim.
Bu vesile ile kısa da olsa tarihe bir not düşmüş olduk. Belki Allah (cc) o velî padişahın himmetiyle günahlarımızı affeder. Eğer Allah’ı sevmek, Allah dostlarını sevmekle başlıyorsa, ben Ehlullah’ı aşk derecesinde coşkularla seviyorum. Şükürler olsun sana Rabbim, sonsuz şükürler…
Hüseyin Üzmez- Vakit
__________________ İnsanın topraktan,sudan yapılmış olan kısmı değişmez amma ma'nası,siyreti değişebilir.
Tezhib-i ahlak insan içün mümkündür.Olmasaydı mükellef tutulmazdı... | 
07.02.2008, 14:49
| |
ranon isimli üye'ye teşekkür eden 3 üye:
| | | Yeni Üye
Üyelik tarihi: 31.01.2008
Mesajlar: 4
Teşekkür etti: 1
Teşekkür aldı: 4 konuda 16 kere
|
90 yıl sonra, 90 tarihçi II. Abdülhamid'i anlatacak...
Her sene 10 Şubat yaklaştığında bir tartışmadır başlar: "Kızıl sultan mı ulu hakan mı?" Hemen herkesin bir fikri vardır Sultan II. Abdülhamid konusunda... Bilen de konuşur, bilmeyen de...
Bu durumun farkına varan 90 tarihçi, vefatının 90. yılında Sultan Abdülhamid'i çeşitli etkinliklerle anlatmayı deneyecek. Yard. Doç. Dr. Erhan Afyoncu ve Dr. Coşkun Yılmaz önderliğinde bir araya gelecek olan 90 tarihçi, bugün saat 12.30'da Abdülhamid'in vefat ettiği Beylerbeyi Sarayı'nda buluşacak. Saat 13.30'da da Sultan Abdülhamid'in Divan Yolu'ndaki türbesine gelecek olan tarihçiler, II. Abdülhamid ile dönemini değerlendiren konuşmalar yapacaklar. Sultan Abdülhamid'i anma programlarına 13 Şubat Çarşamba günü saat 20.00'de yine birçok akademisyenin katılımıyla Üsküdar Belediyesi Altunizade Kültür Merkezi'nde devam edilecek. 33 yıl gibi uzun bir süre Osmanlı devletini yöneten sultan II. Abdülhamid, 10 Şubat 1918'de Beylerbeyi Sarayı'nda vefat etmişti. Programa katılacak tarihçilerden bazıları şunlar: Prof. Dr. Mehmet İpşirli, Prof. Dr. İdris Bostan, Prof. Dr. Abdulkadir Özcan, Prof. Dr. Feridun Emecen, Prof. Dr. Ali Akyıldız, Prof. Dr. Tufan Buzpınar, Prof. Dr. Ali Arslan, Prof. Dr. M. Akif Aydın, Prof. Dr. Süleyman Beyoğlu, Prof. Dr. Vahdettin Engin, Prof. Dr. Zekeriya Kurşun, Prof. Dr. Cezmi Eraslan; Doç. Dr. Haluk Dursun, Doç. Dr. Arif Bilgin, Doç. Dr. Mustafa Küçükaşçı, Doç. Dr. Bilgin Aydın, Doç. Dr. Osman Köse. Kültür-Sanat | 
09.02.2008, 13:22
| |
tarihciramazan isimli üye'ye teşekkür eden 3 üye:
| | | .........
Üyelik tarihi: 24.09.2006
Mesajlar: 2.466
Teşekkür etti: 4.217
Teşekkür aldı: 1.918 konuda 6.634 kere
| Sağolun kardeşler verdiğiniz güzel bilgiler için teşekkürler..
__________________ Canını sıkma zorluğun arkası kolaylıktır Herşeyin bir vakti ve takdiri vardır Takdir sahibi halimizi biliyor Bizim tedbirimizin üstünde Allah'ın(cc)tedbiri vardır... | 
09.02.2008, 14:20
| |
iklimya isimli üye'ye teşekkür edenler
| | Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 02:12 .
Powered by: vBulletin Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.2.0 Bazaar Desings |