Bayrak
21 Recep 1429
24 Temmuz 2008, Perşembe
21 Recep 1429
24 Temmuz 2008, Perşembe
Ayet
Biriniz diğerinizi arkasından çekiştirmesin. Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O halde Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah, tevbeyi çok kabul edendir, çok esirgeyicidir.
Hucurat-12
hadis
Kim ki yanında Müslüman kardeşinin gıybeti yapıldığı halde, gücü yeterken ona yardım etmezse, Allah onu dünya ve ahirette zelil kılar.
Camiu’s-Sağîr

GİrİŞ Yap

Kullanıcı ismi:
Şifreniz:

Beni hatırla

...........................................
Şifrenizi mi unuttunuz
yoksa hâlâ üye değil misiniz? Hemen Üye Olun

Arama


Gelişmiş arama yap
Hak-dilaram Sözlük

Yürek Yangınları

Online Üye

Şuan Forumda: 57 (15 Kayıtlı ve 42 Misafir) bulunmaktadır.

Online  Almula, bir lahza, gul555, hafsa, HAKKAKUL, HAvF & ReCa, kebirulcady06, muhakematçı, Ninja Kedi, Sakallı, siyahsancaktar, sofizade, tayyibe, VuSLaT monaroza


Admin :: S.Mod :: Mod :: Yazarlar :: İmtiyazlı Üye
eee



Hak-dilaram » GENEL » Tarih » Türk Tarihi » İstanbul'un manevi fatihi


Cevapla
 
Seçenekler
gölge
 
Almula - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 08.03.2008
Mesajlar: 1.736


3 Albümü var
Yarışma Puanı: 1200
Teşekkür etti: 5.837
Teşekkür aldı: 1.640 konuda 5.681 kere
İstanbul'un manevi fatihi

Ubeydullah-ı Ahrâr'ın torunu Hâce Muhammed Kâsım'dan şöyle nakledilmiştir:

"Ubeydullah-ı Ahrâr hazretleri, bir gün öğleden sonra, âniden atının hazırlanmasını istedi. Atı hazırlanınca, binip Semerkant'tan süratle çıktı. Talebelerinden bir kısmı da ona tâbi olup, tâkib ettiler. Biraz yol aldıktan sonra Semerkant'ın dışında bir yerde talebelerine;
"Siz burada durunuz!" buyurdu.

Sonra atını Abbâs Sahrâsı denilen sahrâya doğru sürdü. Talebeleri arasında Mevlânâ Şeyh adıyla tanınmış bir talebesi, bir müddet daha peşinden gidip tâkib etmişti. Bu talebesi şöyle anlattı:
"Hâce Ubeydullah-ıAhrâr hazretleri ile sahrâya vardığımızda, atını sağa sola sürmeye başladı. Sonra birdenbire gözden kayboldu."

Ubeydullah-ı Ahrâr daha sonra evine döndüğünde, talebeleri nereye ve niçin gittiğini sorduklarında;
"Türk Sultânı Sultan Muhammed Hân (Fâtih), kâfirlerle harbediyordu. Benden yardım istedi. Ona yardım etmeye gittim. Allahü teâlânın izniyle gâlib geldi. Zafer kazanıldı" buyurdu.

Bu hâdiseyi nakleden ve Ubeydullah-ı Ahrâr hazretlerinin torunu olan Hâce Muhammed Kâsım, babası Hâce Abdülhâdî'nin şöyle anlattığını nakletmiştir:

"Bilâd-ı Rûm'a (Anadolu'ya) gittiğimde, Sultan Muhammed Fâtih Hânın oğlu Sultan Bâyezîd Hân, bana, babam Ubeydullah-ıAhrâr'ın şeklini ve şemâilini târif etti ve;
"O zâtın beyaz bir atı var mıydı?" diye sordu. Ben de târif ettiği bu zâtın, babam Ubeydullah-ı Ahrâr olduğunu ve beyâz bir atının olup, bâzan ona bindiğini söyledim. Bunun üzerine Sultan Bâyezîd Hân, bana şöyle anlattı:

Babam Sultan Muhammed Fâtih Hân bana şunları dedi:
"İstanbul'u fethetmek üzere savaştığım sırada, harbin en şiddetli bir ânında, Şeyh Ubeydullah-ı Ahrâr Semerkandî'nin imdâdıma yetişmesini istedim. Şekil ve şemâilini târif ederek şu vasıfta ve şu şekilde ve beyaz bir at üzerinde bir zât yanıma geldi;

"Korkma!" buyurdu.

Ben de;

"Nasıl endişelenmeyeyim, küffâr çok." dedim.

Ben böyle söyleyince, elbisesinin yeninden bakmamı söyledi. Baktım, büyük bir ordu gördüm.

"İşte bu ordu ile sana yardıma geldim. Şimdi sen falan tepenin üzerine çık, üç defâ kös vur ve orduna hücûm emri ver." buyurdu.

Emirlerini aynen yerine getirdim. O da bana gösterdiği ordusuyla hücûma geçti. Böylece düşman hezîmete uğradı. İstanbul'un fetih işi gerçekleşti."


Alıntı
__________________
bir bilinmezim ismim de yok cismim de
eski 24.03.2008, 21:11 Almula isimli üye şuan Sisteme bağlidır (Online)  
Alıntı ile Cevapla   #1
Almula isimli üye'ye teşekkür eden 8 üye:
.....BiR GüLü SeVDiM.....
 
kapına_geldim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 04.01.2008
Mesajlar: 2.438


 
Yarışma Puanı: 560
Teşekkür etti: 19.317
Teşekkür aldı: 2.250 konuda 7.377 kere
vay bee...Allah şefaatlerinden mahrum etmesin...
__________________
............SöNDüRüN LaMBaLaRı UzAkLaRa GiDeYiM.............
............NuRDaN BiR ŞeHiR GiBi RuHuMu SeYReDeYiM.............

eski 24.03.2008, 22:04 kapına_geldim isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #2
kapına_geldim isimli üye'ye teşekkür eden 5 üye:
ONURSAL ÜYE
 
dilerim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 25.09.2007
Nerden: istanbul
Mesajlar: 2.084


5 Albümü var
Yarışma Puanı: 1510
Teşekkür etti: 10.500
Teşekkür aldı: 1.936 konuda 7.521 kere
dilerim - MSN üzeri Mesaj gönder
Evet Osmanlı padişahlarının çoğu veli idi diye okumuştum bir yerde...
eski 24.03.2008, 22:47 dilerim isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #3
dilerim isimli üye'ye teşekkür eden 6 üye:
..Edeb aklın sûretidir..
 
SEHL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 17.02.2008
Mesajlar: 484


 
Yarışma Puanı: 540
Teşekkür etti: 8.026
Teşekkür aldı: 470 konuda 1.538 kere
kapına_geldim´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
vay bee...Allah şefaatlerinden mahrum etmesin...
Amiiin inşAllah
__________________
Allâhümme salli alâ Muhammedin ve enzilhül münzelel mukarrebe indeke yevmel kiyâmeti...
eski 24.03.2008, 22:50 SEHL isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #4
SEHL isimli üye'ye teşekkür eden 4 üye:
gölge
(Konuyu Başlatan)
 
Almula - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 08.03.2008
Mesajlar: 1.736


3 Albümü var
Yarışma Puanı: 1200
Teşekkür etti: 5.837
Teşekkür aldı: 1.640 konuda 5.681 kere
Osmanlı padişahlarının en dindarlarından biri olan Sultan I. Ahmed de kendisinden önceki ve sonraki hükümdarlar gibi bir çok hayır eseri bırakarak bu fâni dünyadan göç etti. Bu hayır eserlerinin en önemlileri –hiç şüphesiz ki- adına selâtin câmileri dediğimiz padişah câmileridir. Kendisine izâfeten, “Sultanahmet Camii” denilen muhteşem mâbed, İstanbul’umuzun tabu senetlerinden, âbide eserlerinden biridir.



Genç hükümdarın dini duyguları o kadar galeyana gelmiştir ki, tatmin olmak için dünyevi sultanlığın yanı sıra bir de manevî sultanlık aramaktadır. Hükümdar, sonunda aradığını bulur ve bir gönül erine intisab eder. Artık kendisinin iki makâmı vardır: Biri Topkapı Sarayı, diğeri Üsküdar’daki Aziz Mahmud Hüdâyî Tekkesi...



Genç padişah şeyhine o kadar bağlıdır ki, ona yapılacak en küçük bir hizmeti cihan hükümdarlığına tercih etmektedir. Sırf şu menkıbe bile onun manevî dünyasında meydana gelen dalgalanmanın boyutunu en belirgin çizgiler halinde gösterir.



Padişah, bir gün Aziz Mahmud Hüdâyî Hazretlerinin abdest suyunu dökmektedir. Bu sırada içinden şöyle geçirir: Şeyhim bir keramet ızhar buyursa da daha çok tatmin olsam. Hükümdarın kalbini anında okuyan Şeyh hazretleri der ki: Koskoca Osmanlı Padişahı, benim gibi fakir bir dervişin eline su döküyor, bundan daha büyük keramet olur mu?

Alıntı
Bu kadar büyük bir alana yayılmış bir imparatorluğun asırlarca ayakta kalabilmesinin hikmeti belkide bunlarda gizlidir kimbilir?
__________________
bir bilinmezim ismim de yok cismim de
eski 24.03.2008, 22:58 Almula isimli üye şuan Sisteme bağlidır (Online)  
Alıntı ile Cevapla   #5
Almula isimli üye'ye teşekkür eden 2 üye:
Cevapla



Yer imleri
Seçenekler




Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 13:57 .