5 Cemaziye'l-Evvel 1429
10 Mayıs 2008, Cumartesi
5 Cemaziye'l-Evvel 1429
10 Mayıs 2008, Cumartesi
Ayet
Şüphesiz Allah, göklerin ve yerin görülmeyen esrarını bilir. Allah yaptıklarınızı görür.
Hucûrât-18
hadis
Allah katında en makbul amel, az da olsa, devamlı olanıdır.
Muslim

GİrİŞ Yap

Kullanıcı ismi:
Şifreniz:



...........................................
Şifrenizi mi unuttunuz
yoksa hâlâ üye değil misiniz? Hemen Üye Olun

Arama


Gelişmiş arama yap
Hak-dilaram Sözlük

Yürek Yangınları

Anket

Hak-dilaram'a nasıl ulaştınız?
Arama Motorlarından: 12.73%
Mail Gruplarından: 4.24%
Arkadaş tavsiyesi: 37.88%
Başka Forumlar Aracılığıyla: 13.64%
İnternette gezerken: 26.36%
ulaşıldım: 5.15%
Katılımcı sayısı: 330. Sizin bu Ankette oy kullanma yetkiniz bulunmuyor

Online Üye

Şuan Forumda: 47 (4 Kayıtlı ve 43 Misafir) bulunmaktadır.

Online  ebrar69, Forum Etkinlikleri, Sakallı,


Admin :: S.Mod :: Mod :: Yazarlar :: İmtiyazlı Üye

İncİler Maİl Grubu






Hak-dilaram » GENEL » Tarih » Türk Tarihi » İstanbul'un manevi fatihi

Cevapla
 
Seçenekler
Almula
gölge
 
Almula - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 08.03.2008
Mesajlar: 871


Yarışma Puanı: 510
Teşekkür etti: 2,678
Teşekkür aldı: 808 konuda 2,674 kere
İstanbul'un manevi fatihi

Ubeydullah-ı Ahrâr'ın torunu Hâce Muhammed Kâsım'dan şöyle nakledilmiştir:

"Ubeydullah-ı Ahrâr hazretleri, bir gün öğleden sonra, âniden atının hazırlanmasını istedi. Atı hazırlanınca, binip Semerkant'tan süratle çıktı. Talebelerinden bir kısmı da ona tâbi olup, tâkib ettiler. Biraz yol aldıktan sonra Semerkant'ın dışında bir yerde talebelerine;
"Siz burada durunuz!" buyurdu.

Sonra atını Abbâs Sahrâsı denilen sahrâya doğru sürdü. Talebeleri arasında Mevlânâ Şeyh adıyla tanınmış bir talebesi, bir müddet daha peşinden gidip tâkib etmişti. Bu talebesi şöyle anlattı:
"Hâce Ubeydullah-ıAhrâr hazretleri ile sahrâya vardığımızda, atını sağa sola sürmeye başladı. Sonra birdenbire gözden kayboldu."

Ubeydullah-ı Ahrâr daha sonra evine döndüğünde, talebeleri nereye ve niçin gittiğini sorduklarında;
"Türk Sultânı Sultan Muhammed Hân (Fâtih), kâfirlerle harbediyordu. Benden yardım istedi. Ona yardım etmeye gittim. Allahü teâlânın izniyle gâlib geldi. Zafer kazanıldı" buyurdu.

Bu hâdiseyi nakleden ve Ubeydullah-ı Ahrâr hazretlerinin torunu olan Hâce Muhammed Kâsım, babası Hâce Abdülhâdî'nin şöyle anlattığını nakletmiştir:

"Bilâd-ı Rûm'a (Anadolu'ya) gittiğimde, Sultan Muhammed Fâtih Hânın oğlu Sultan Bâyezîd Hân, bana, babam Ubeydullah-ıAhrâr'ın şeklini ve şemâilini târif etti ve;
"O zâtın beyaz bir atı var mıydı?" diye sordu. Ben de târif ettiği bu zâtın, babam Ubeydullah-ı Ahrâr olduğunu ve beyâz bir atının olup, bâzan ona bindiğini söyledim. Bunun üzerine Sultan Bâyezîd Hân, bana şöyle anlattı:

Babam Sultan Muhammed Fâtih Hân bana şunları dedi:
"İstanbul'u fethetmek üzere savaştığım sırada, harbin en şiddetli bir ânında, Şeyh Ubeydullah-ı Ahrâr Semerkandî'nin imdâdıma yetişmesini istedim. Şekil ve şemâilini târif ederek şu vasıfta ve şu şekilde ve beyaz bir at üzerinde bir zât yanıma geldi;

"Korkma!" buyurdu.

Ben de;

"Nasıl endişelenmeyeyim, küffâr çok." dedim.

Ben böyle söyleyince, elbisesinin yeninden bakmamı söyledi. Baktım, büyük bir ordu gördüm.

"İşte bu ordu ile sana yardıma geldim. Şimdi sen falan tepenin üzerine çık, üç defâ kös vur ve orduna hücûm emri ver." buyurdu.

Emirlerini aynen yerine getirdim. O da bana gösterdiği ordusuyla hücûma geçti. Böylece düşman hezîmete uğradı. İstanbul'un fetih işi gerçekleşti."


Alıntı
__________________
ıssız koylarda kum tanesi olsam
Alt 24.03.2008, 21:11 Almula isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #1
Almula isimli üye'ye teşekkür eden 8 üye:
kapına_geldim
.....BiR GüLü SeVDiM.....
 
kapına_geldim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 04.01.2008
Mesajlar: 2,254


Yarışma Puanı: 430
Teşekkür etti: 16,524
Teşekkür aldı: 2,053 konuda 6,299 kere
vay bee...Allah şefaatlerinden mahrum etmesin...
__________________
............SöNDüRüN LaMBaLaRı UzAkLaRa GiDeYiM.............
............NuRDaN BiR ŞeHiR GiBi RuHuMu SeYReDeYiM.............

Alt 24.03.2008, 22:04 kapına_geldim isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #2
kapına_geldim isimli üye'ye teşekkür eden 5 üye:
dilerim
ONURSAL ÜYE
 
dilerim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 25.09.2007
Nerden: istanbul
Mesajlar: 1,616


Yarışma Puanı: 1110
Teşekkür etti: 8,068
Teşekkür aldı: 1,465 konuda 5,267 kere
Evet Osmanlı padişahlarının çoğu veli idi diye okumuştum bir yerde...
Alt 24.03.2008, 22:47 dilerim isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #3
dilerim isimli üye'ye teşekkür eden 6 üye:
SEHL
..Edeb aklın sûretidir..
 
SEHL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 17.02.2008
Mesajlar: 356


Yarışma Puanı: 540
Teşekkür etti: 4,319
Teşekkür aldı: 348 konuda 1,116 kere
kapına_geldim´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
vay bee...Allah şefaatlerinden mahrum etmesin...
Amiiin inşAllah
__________________
Gençliğine güvenip daha erken derken,
Belki bir elveda bile diyemezsin giderken.
Alt 24.03.2008, 22:50 SEHL isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #4
SEHL isimli üye'ye teşekkür eden 4 üye:
Almula
gölge
(Konuyu Başlatan)
 
Almula - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 08.03.2008
Mesajlar: 871


Yarışma Puanı: 510
Teşekkür etti: 2,678
Teşekkür aldı: 808 konuda 2,674 kere
Osmanlı padişahlarının en dindarlarından biri olan Sultan I. Ahmed de kendisinden önceki ve sonraki hükümdarlar gibi bir çok hayır eseri bırakarak bu fâni dünyadan göç etti. Bu hayır eserlerinin en önemlileri –hiç şüphesiz ki- adına selâtin câmileri dediğimiz padişah câmileridir. Kendisine izâfeten, “Sultanahmet Camii” denilen muhteşem mâbed, İstanbul’umuzun tabu senetlerinden, âbide eserlerinden biridir.



Genç hükümdarın dini duyguları o kadar galeyana gelmiştir ki, tatmin olmak için dünyevi sultanlığın yanı sıra bir de manevî sultanlık aramaktadır. Hükümdar, sonunda aradığını bulur ve bir gönül erine intisab eder. Artık kendisinin iki makâmı vardır: Biri Topkapı Sarayı, diğeri Üsküdar’daki Aziz Mahmud Hüdâyî Tekkesi...



Genç padişah şeyhine o kadar bağlıdır ki, ona yapılacak en küçük bir hizmeti cihan hükümdarlığına tercih etmektedir. Sırf şu menkıbe bile onun manevî dünyasında meydana gelen dalgalanmanın boyutunu en belirgin çizgiler halinde gösterir.



Padişah, bir gün Aziz Mahmud Hüdâyî Hazretlerinin abdest suyunu dökmektedir. Bu sırada içinden şöyle geçirir: Şeyhim bir keramet ızhar buyursa da daha çok tatmin olsam. Hükümdarın kalbini anında okuyan Şeyh hazretleri der ki: Koskoca Osmanlı Padişahı, benim gibi fakir bir dervişin eline su döküyor, bundan daha büyük keramet olur mu?

Alıntı
Bu kadar büyük bir alana yayılmış bir imparatorluğun asırlarca ayakta kalabilmesinin hikmeti belkide bunlarda gizlidir kimbilir?
__________________
ıssız koylarda kum tanesi olsam
Alt 24.03.2008, 22:58 Almula isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #5
Almula isimli üye'ye teşekkür eden 2 üye:
Cevapla


Seçenekler




Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 01:53 .