8 Şevval 1429
08 Ekim 2008, Çarşamba
8 Şevval 1429
08 Ekim 2008, Çarşamba
Ayet
Muhakkak O (kur’ân), arşın sâhibi (Allah katında) yüksek mevkiye sâhip, çok şerefli, güçlü bir elçinin (Cebrâil’in, Allah’tan) getirdiği sözdür.
(Tekvir 19-20 )
hadis
Resullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: "Kim, rızkının Allah tarafından genişletilmesini, ecelinin uzatılmasını isterse sıla-i rahim yapsın.
(Buhari, Edeb 12)

GİrİŞ Yap

Kullanıcı ismi:
Şifreniz:

Beni hatırla

...........................................
Şifrenizi mi unuttunuz
yoksa hâlâ üye değil misiniz? Hemen Üye Olun

Arama


Gelişmiş arama yap

Online Üye

Şuan Forumda: 22 (0 Kayıtlı ve 22 Misafir) bulunmaktadır.

Online  



Hak-dilaram » GENEL » Tarih » Türk Tarihi » Kan Ağlayan Bir Gemi


 
Seçenekler
ONURSAL ÜYE
 
leys - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 15.09.2006
Mesajlar: 1.697




Teşekkür etti: 3.318
Teşekkür aldı: 1.478 konuda 5.639 kere
kucult  büyük
Kan Ağlayan Bir Gemi

İstanbul'da Haliç Tersanesi, kurulduğundan bu yana hiç böylesine cüsseli bir gemi inşa etmemişti.1829 yılı sonbaharında icra olunan kızaktan indirilme merasiminde, tabiri caizse İstanbul'da yer yerinden oynamakta idi. Gemiye zamanın padişahına hürmeten Mahmudiye adı verildi.

Bu gemi, biri mühendis, diğeri kalfa iki Mehmed Efendi tarafından Besmeleyle kızağa konulup, kemereleri arasına dualar üflenerek, sintine ve güvertelerine ayetler nakşedilerek, her çivisinde bir Fetih ayeti okunarak inşa edilmiş, hatimlerle denize indirilmişti.

Baş üstündeki muhteşem aslan moifi (Gemi aslanı deyimi oradan kalmadır ve bu devasa oyma aslan halen İstanbul Deniz Müzesinde bulunmaktadır), gelenksel el sanatlarının her türlü örneğine sahne olan kamaraları, kıç üstündeki bahçeliği ( çiçek vs. süs bitkileri yetiştirilirmiş), muhteşem topları ve heybetli duruşuyla bütün bir milletin gururu olan bu üç ambarlı ahşap kalyon hakkında kaynaklarda, boyu 201.5, eni 56, ambar (güverte) yüksekliği 28 kadem diye yazılıdır. Üzerinde çeşitli çap ve ebatlarda tam 128 adet top bulunmakta imiş.

O dönemde dünyanın en büyük gemisi ünvanının yegane sahibi olmakla da iftihar ettiği muhakkaktır.

İçine girenlerin kamaraların zevkli tefrişine, lumbuzlarındaki dallı pembe canfes kadifeden perdelere, sedir ve döşemelerinde al ve lacivert çuhadan mefruşata hayran kalamamaları mümkün değildir.

Mahmudiye, Kaptan Paşa gemisidir ve her şeyi devletin eski ihtişamına uygun inşa olunmuştur. Ne var ki o her devirde borç ile ihya edilecektir. Misal mi? Denize indirildiğinin henüz ikinici yılı olan 1831'de içinin döşemeleri değiştirildiği vakit harcanan 9226 kuruşun tamamı İngilizlerden borç alınmıştır.

Geminin zabit salonunu Yesarizade M. İzzet'in muhteşem hatları ile denizciliğimizin mazisine ait resimler süslemekte idi. Sultan İkinci Mahmud ne zaman gemiyi ziyarete gelse, o gece konaklamak adeti idi..

Devletin pek çok üst düzey protokol görevi Mahmudiye'ye verilirdi. Bütün bu merasimlerde Mahmudiye tenvir olunur, maytaplar atılır ve İstanbul halkı adeta küçük çaplı bir bayram gecesi yaşardı.

Ne var ki 1853 yılı gelip çattığında Kırım Harbi patlak vermiş ve elde avuçta hangi gemi var ise Karadeniz'e seferber edilmiştir. O güne kadar halkın gözünde ihtişam sembolü olan Mahmudiye Kalyonu da birdenbire kahramanlık timsali oluverir. Sivastapol bombardımanında gerek bizim, gerekse müttefiklerin ( İng. , Fran.) hiç bir gemisi onun kadar yararlılık gösterememiştir. Mahmudiye halkın gönlünde uzun seneler yaşayacak destanları işte bu savaşta yazar. O kadar ki savaştan sonra adı "gazi" ve "veli" ye çıkmış, resmini yapmak moda olmuş, hakkında türküler yakılmaya başlamıştır.

Haluk Y. Şehsuvaroğlu'nun yazdığı menkıbelerinden bazıları şunlardır:

Kırım Hrbi resmen ilan edildiği gece Haliç'te yatan Mahmudiye şevke gelerek kendi kendine demirlerini koparıp köprülere doğru bir hayli yol almış.

Sivastapol önlerinde iken bir iskeleye bir sancağa dönerek her iki tarafın topları ile kaleyi dövermiş..

Sivastapol önündeki müttefik donanmanın en kuvvetli gemisi olarak bir gece zabitler ve askerler uyurken, gaibden aldığı bir emirle ve kimsecikler görünmeden muhasara hattına varmış ve limana girmiş. Gün aydınlanıp da kendilerini limanda bulan askerler bundan istifade ile karaya asker dökmüşler. Bu durumu gören Rus amiral ve generalleri günlerce şaşkınlıklarını üzerlerinden atamamışlar.

Kırım Harbi başladığı esnada Barbaros'un sancağının aynısı yaptırılıp Mahmudiye'nin grandi direğine asılmış. Savaşta bütün müttefik donanmanın bayrakları Rus gülleleriyle lime lime olurken Mahmudiye'ye ve Hızır Hayrettin Reis'in sancağına bir sinek dahi konmamış. Hatta bir ara amiral kamarasından geçen bir gülle kadife perdeleri söküp götürmüşken kamara asla hasar görmemiş. Mübarek gecelerde Mahmudiye'nin grandi direği altında yeşlil sarıklı, ak sakallı birilerinin abdest alıp saf saf olarak namaz kıldıklarını görenlerin sayısı bir hayli kabarık imiş. Kurban bayramlarında baş tarafından kan aktığına dair de bir rivayet olan bu veli kalyon bilahare sökülürken tahtalarından da yine kan aktığını halk seyretmişler.

İşte Türk muhayyilesiyle bütünleşen şecaat ve hamaset duyguları! İşte şimdi bize hayal gelen bir tarih sayfası, bir menkıbe!!!
__________________
-DİPSOMAN-
eski 05.10.2006, 12:03 leys isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #1
leys isimli üye'ye teşekkür edenler


Seçenekler




Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 03:25 .