|  |
| | Gast
Mesajlar: n/a
| can Ayrılıklar geceye benzer. Bütün yarınlar da sabaha can!
Geceye az kaldı. Ayrılık gelini götürmeye gelen düğün alayı gibi kapımızda.
Kimler ayrılmadı ki canından.
Ayrılığı, cennetten ayrılan Hz. Adem'e sor. Tufan'da oğlunu dalgaların pençesine bırakan Hz nuh'a,
Yusuf'u için inleyen Hz. yakub'a, içindeki ejderle boğuşan Züleyha'ya ,
Yüreğinin sesini susturmak için bileğiyle dağları oyan Ferhad'a, Şems için kavrulan mevlana'ya,
binlerce evladını gurbete gönderen anadoluya, en çok da Resulü'nü Medine'ye gönderen o kutsal diyara, hasılı gidenin ardından bakıp kalanlara, ocak gibi yananlara sor.
Geride kalan, hep inleyendir ana misali, can! giden hep yardır, can'dan can'dır.
Her şeyi alıp götüren de o'dur, götürdüklerinin iki mislini geride bırakan da ...
Giderken arkada bıraktıklarına son bir kere bakıp da öyle gitmeli insan.
Yaşadıklarını, paylaştıklarını gönül heybesine yerleştirmeli. Paylaşılan andır, zamandır, dönüşü olmayandır. Paylaşılan hayattır can!
Vefalı olmalı insan. Vefanın dersini Kur'andan; alemlerin muallimi, Gönüllerin Sultanı'ndan ,
O'nun nurlu ashabından almalı.
Olmalı insan, önce kul olmalı. Olmadan evvel ölmeli, ölmeden önce olmayı tamamlamalı. Nasıl mı olmalı? Hak dostları gibi vefa kahramanı olmalı. "Vallahi O söylüyorsa doğrudur.
Ben o'nun veraların verasından haberler getirdiğine inanıyorum."diyen, sadakat ve vefadan .. bir lahza ayrılmayan Hz. Ebubekir gibi olmalı.
Allah resulü'ne;"Kendisinden meleklerin bile haya ettmekte olduğu bir kimseden ben haya etmeyeyim mi?
Sözlerini dedirten, an-be- an bütün mahlukata edebiyle vefalı olan Hz. Osman gibi olmalı.
Vurulduğunda yarasının ağırlığıyla baygın yatan, "Eğer daha ölmediyse, onu namazdan başka bir şeyle ayıltamazsınız."
sözlerinden sonra namaza çağrıldığında küheylanlar gibi "Namaz vakti mi ?" diyerek yaralı bedeniyle .. kan revan içinde şahlanan, namaza vefalı .. Hz. Ömer gibi olmalı.
"Perde-i gayb açılsa, yine de yakinim azalmaz." diyerek, vefasını kainata haykıran, evliyalar babası, yiğitlerin şahı Hz. Ali gibi olmalı.
Vefa, sadece has'ların vasfıdır can! Nisyan - unutmak- ise ham'ların ... Bedene tutsak olmuş hoyratların nasibi yoktur vefadan.
Gönlümüzün kitabında; "Bize bize bir defa selam vereni kıyamete kadar unutmayız." düsturu kayıtlıdır.
Biz dersimizi; "Kabrimize gelip, bir defa Fatiha okuyanlar kıyamete kadar bizimdir. İmanlarını kurtarmadan ölmesinler,
ömürleri boyunca fakirlik görmesinler."diye dua eden, hala büyük bir vefayla Üsküdarda dostlarını ağırlayan Aziz mahmut Hüdayiden almışız.
Nice vefa kahramanının manevi huzurunda hürmetle edeple selama durmuşuz.
Dostlarını daima vefa ile hatırla can! Arayan sen ol, bulan sen; tanıyan sen ol,kucaklayan yine sen.Kula vefası olmayanın Hakk'a vefası olmaz. Git ki,vefanın ter-ü taze hüküm sürdüğü yeni bir hayata başla ...Haydi daha fazla durma karşımda. Kurşun gibi bir anda al, ellerini benden. su gibi aksın ellerin ellerimden.
Yüreğini yüreğimde, gözlerini gözlerimde bırak da git.
Beklemeden, bir kelime bile etmeden git. Canımı canımdan kopar da git.
Giderken son bir defa Hakk'ın selamını esirgeme benden. Arkada kalanın gözü yaşlı olur misali, yüreği yufka,
gönlü ince. Ben, içimdeki korla, bağrımdaki volkanla , öylece dağ gibi arkanda kalyım. Yapayalnız hecelerde kaybolan ben olayım. Sen sağlam adımlarla yarınlara yürürken, yıkılan ben olayım.
Gülen sen ol. ağlayan ben. Yeşeren sen ol, sulayan ben. Bana saplansın paslı mızrakların ucu, sana dokunmasın.
En çılgın isyanlarını, savaşlarını, sırlarını gittiğin diyarlara götürme.Kötüye dair ne varsa benim yanımda kalsın.
Benim avuçlarıma bırak. Ben onları dua dua ak kanatlı kuş gibi göklere uçurayım.
Benim payıma; ilahi dergahtan, ayrılık sahillerinde anıların gönüllü bekçisi olmak düştü.
Hak'tan gelene razıyım.
Sen geçmişi bana bırak can!
Vefa nedir, bilir misin? Vefa arkanda bıraktığını, giderken yaktığını yabana atmamandır. Vefa; dostluğun asaletine,
bir dua sonrası verilen sözlere, hayallere ihanet katmamandır.
Vefa; ötelerin sonsuz mükafatı karşısında, cehennemi hafife almaman, ulvi güzellikleri dünyaya satmamandır.
Şimdi ayrılık vakti can! Gecenin en karanlık vakti. Vaktin yaratıcısı, az sonra geceden gündüzü doğuracak .
Vakit gitme vakti, bizden aldıklarını gitmesi gereken yerlere iletme vakti ...
Al can! Bu heybe senin. Sol yanımdan bir parça kopardım senin için; ta özümden, ta közümden ...
Birazdan sabah olacak; yağmur yağacak ... Ardından gökkuşağı, sonra güneş .. Sıcacık apaydın, pırıl pırıl ..
Hep böyle oldu, tarihte hep karanlık yenilgiye teslim oldu, güneş kazandı.
"Birazdan son melodi çalacak,
Yıldıza, Ay'a ve ibrahim'in Rabbine kasem ederim ki,
Birazdan bulutların ardından Güneş doğacak."
Güneş bütün gecelerden güçlüdür can! çünkü güneş vefalıdır, gizlemez sevgisini.
Vefalıdır ; en çok o getirir kainata sevgilisinin sesini, neşvesini.Yırtıp atar karanlığın kasvetli perdesini ..
En vefalı delildir o sevgili adına ...
Ugurlar olsun can!
Beni kışta bırakıp yeni bir diyara gittiğinde baharı bekleyeceksin. Baharı baklemek ne güzeldir, baharda toprağı parçalayan kır çiçeklerini gözlemek ...
Ben de senibir ayrılık sonrası baharı gözlerken kucağıma almıştım. Küçücük ellerinle toprağın bağrını parçaladığında karşılamış ve senin için ne çok savaşmıştım seninle.
Sen benim kır çiçeğimsin can, sen benim aşk çiçeğim, sen benim yüreğimsin ...
Vasiyetim olsun sana. Bir gün öldüğümde, kabrimi mutlaka ziyaretime gel. Ama yalvarırım yalnız gelme. baharda derlediğin yüzlerce kır çiçeğiyle gel. Ve başucumda onlara sevgiyi anlat, dostluğu, vefayı, hakiki dosta vefalı olmayı anlat.
Çünkü ben kır çiçeklerinin sesinden uzak kalmaya dayanamam. Çünkü ben bir an bile tomurcuklarımdan ayrılamam.
Sonra el ele tutuşup yanıbaşımda eskiden birlikte yaptığımız gibi, ince bir ezgiyle seslenin bütün insanlara.
"Sevda nedir bilir misin?" diyerek, sevdayı söyleyin.
"Demet demet sevgi ellerinde
Billur billur yaş gözlerinde
Sevdan ebedi yüreğimde,
Olmadan olmaz, bu iş olmaz
Sonra bütün bir alemi Yunus'ça,
Sevmeden olmaz, bu iş olmaz."
Mısralarıyla sevgisiz bu işin olmayacağını anlatın.
Hep ama hep vefalı ol. Emanete sahip çık, atana vefalı ol. İdealine sarıl, evlada vefalı ol. Ömrünü hakkıyla yaşa,
hayata vefalı ol. Düşmanlıklarını unut, dostuna vefalı ol. Öfkeyi kini unut, ruhuna vefalı ol.
Bunları unutursan; zaman maddi manevi bütün yaralarının, dertlerinin yok olmasına vesile olur. Eğer unutmazsan, zamanla bunlar seni yok eder. Unutkanlıklar karşısında kimseyi suçlama.
Sen unutma tuzağına düşüp, unutmaman gerekenleri unutma. Unutulmaması gereken güzellikler karşısında
arslan kesil kendi içinde. Asi bir kartal gibi yırt karanlıkların çirkin yüzünü, meydan oku karanlıklara. Çılgın bir
küheylan gibi vefayla meydan oku fırtınalara ..
"Yarasaların gözleri kamaşacak diye güneş doğmaktan vazgeçmez".
En büyük vefa, Hakk'a götürecek fırsatları yakalamakdır. Bulduğun her fırsatı zamanında değerlendirmekdir. Sakın ha!
Fırsatları kaçırıp da, Kalü Bela'ya vefasız olma! "Fırsatlar bulutlar gibidir, gelip ve geçer." Sakın ha! Fırsatları kaçırıpda, kaybetme ...
Alıntıdır | 
20.10.2006, 01:51
| |
isimli üye'ye teşekkür edenler
| | | La Tahzeni
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 418
Teşekkür etti: 54
Teşekkür aldı: 118 konuda 224 kere
| En büyük vefa, Hakk'a götürecek fırsatları y  akalamakdır.  | 
20.10.2006, 09:50
| |
vaktileyl isimli üye'ye teşekkür edenler
| | | Tecrübeli Üye
Üyelik tarihi: 10.10.2006
Mesajlar: 411
Teşekkür etti: 24
Teşekkür aldı: 65 konuda 119 kere
| Es Selamu Aleyküm,
Kardeşler ben size teşekkür edip geri almışım mı nasıl hala idrak edemedim gerçi ama 10 kere teşekkür ettim ama 1 yazıyor ismimde sonra şunu düşündüm.
Acaba benimkini sil derken ismim görünmesin teşekkür kısmında diye siliyordum ama sanırım teşekkürü geri almış oluyorum.
Açıklarsanız sevinirim.
Kimsenin ismi olmayınca herhalde siliyorlar görünmöesin teşekkür diye
iyiki hepsini sil dememişim hiç birinde.
Gerçi hala anlamadım ama hoş teşekkür çoık önemli de değil.
Allah yolunda olalımda O razı olsunda doğru değilmi kardeşler.
Biribirimizden teşkkür alsak ne olur almasak ne olur.
Es Selamu Aleyküm, | 
20.10.2006, 10:08
| |
Bakara-216 isimli üye'ye teşekkür edenler
| | | Gast
Mesajlar: n/a
| kula vefakâr olmayan Rabbine nasıl olsun?
ne hoş bir söz : "Bize bir defa selam vereni kıyamete kadar unutmayız." | 
21.10.2006, 19:41
| | | GüzellikGöreninGözündedir
Üyelik tarihi: 02.09.2006
Mesajlar: 2.983
2 Albümü var
Yarışma Puanı: 1330 Teşekkür etti: 6.146
Teşekkür aldı: 1.882 konuda 5.381 kere
| Bakara-216´isimli üyeden Alıntı Es Selamu Aleyküm,
Kardeşler ben size teşekkür edip geri almışım mı nasıl hala idrak edemedim gerçi ama 10 kere teşekkür ettim ama 1 yazıyor ismimde sonra şunu düşündüm.
Acaba benimkini sil derken ismim görünmesin teşekkür kısmında diye siliyordum ama sanırım teşekkürü geri almış oluyorum.
Açıklarsanız sevinirim.
Kimsenin ismi olmayınca herhalde siliyorlar görünmöesin teşekkür diye
iyiki hepsini sil dememişim hiç birinde.
Gerçi hala anlamadım ama hoş teşekkür çoık önemli de değil.
Allah yolunda olalımda O razı olsunda doğru değilmi kardeşler.
Biribirimizden teşkkür alsak ne olur almasak ne olur.
Es Selamu Aleyküm, Kafam acayip karıştı kardeş...  Ne diyon..
__________________ Eğer Çekemezsen Gülün Nazını Ne Dikene Dokun Ne Gülü İncit,Sahrada Mecnun Değilsen,Ne Leyla`yı Çağır,Ne Çölü İncit.. جزاك الله خيرا | 
21.10.2006, 21:36
| | | GüzellikGöreninGözündedir
Üyelik tarihi: 02.09.2006
Mesajlar: 2.983
2 Albümü var
Yarışma Puanı: 1330 Teşekkür etti: 6.146
Teşekkür aldı: 1.882 konuda 5.381 kere
| Vefâ, dost ikliminde yetişen güllerdendir
YUSUF ALATAŞ
Vefa hissi, duyguda, düşüncede, tasavvurda aynı şeyleri paylaşanların etrafında efil efil eser. Kinler, nefretler, kıskançlıklar ise onu bir an olsun iflah etmez, yok eder.
Vefayı, insanın, gönlüyle bütünleşmesi şeklinde tarif edenler de vardır. Doğrusu, kalbî ve ruhî hayatı olmayanlarda vefadan bahsetmek bir hayli zordur. Konuşurken doğru beyanda bulunma, verdiği sözlerde, ettiği yeminlerde vefalı olma gönül hayatının temizliğine bağlıdır. Kendini yalan ve aldatmadan kurtaramayan; her an verdiği söz ve yeminlere muhalif hareket eden ve yüklendiği mesuliyetlerin ağırlığını hissetmeyen ikiyüzlü ve müraî tiplerin gönül hayatları olabileceğine ihtimal vermek, sadece bir aldanmışlıktır. Böylelerinden vefa beklemek ise tamamen safderûnluktur.
İnsan, vefa duygusuyla emniyet ve itimada liyakat kazanır madden ve manen yükselir. Bir aile, vefa duygusu üzerine kurulmuş ise devam edebilir, bir millet bu yüce duygu ile faziletlere erebilir. Bir devlet, kendi milletine kar*şı ancak bu duygu ile itibarını koruyabilir. Vefa düşüncesinin yitirildiği bir ülkede, ne olgun insandan, ne huzur soluklanan yuvadan, ne de istikrarlı ve güvenilir bir devletten bahsetmek mümkündür. Böyle bir ülkede insanlar birbirlerine karşı kuşkulu; aileler kendi içinde huzursuz, devlet halkına karşı korkular âbidesi ve her şey birbirine karşı yabancıdır.
Huzurun iksiri vefa hissidir
Vefa duygusu, bireylerin birbiriyle kaynaşıp bütünleşmesini temin eder. Vefa sayesinde ayrı ayrı parçalar bir araya gelerek birliğe ulaşır. Vefa duygusu sonsuzluk ve hesap duygusuyla birleşince ötelerden gelen tayflar, kitlelerin yolunu aydınlatır ve toplumun önünü kesen bütün tıkanıklıkları açar. Elverir ki o toplum, vefa duygusuyla olgunlaşmış ve onun kenetleyici kollarına kendini teslim etmiş olsun.
Bir düşünceye gönül mü verdin; bir ideale mi bağlandın; varıp biriyle dostluk mu kurdun, gel! Fakat vefalı ol! Zira Hakk katında da halk katında da en çok itibar gören “vefa” ve vefalılardır.
Bütün yükselenlerin hasenat defterleri, vefa ile kapanıp vefa ile mühürlendi. Bütün yolda kalmışlar ise vefasızlık damgasını yedi, onunla damgalandı. Evet, üzerlerine aldıkları mükellefiyetleri, iki adım öteye götürmeden vefasızlık edip bir kenara çekilenler, zillet ve hakaret damgasını yiyerek aşağıların aşağısına itildiler.
Merhum İstiklal şairimiz yaşadığı dönemde İslam’a yapılan vefasızlıkları şöyle tarif ediyordu:
"Ne tüyler ürperir, ya Rab! Ne korkunç inkılâb olmuş:
Ne din kalmış, ne iman, din harâb imân serâb olmuş."
Rabb’imiz (cc) vefalı olanı sever
Cenab-ı Allah, (cc) biz kullarına karşı çok vefalıdır. Allah’ın (cc) kullarına karşı olan vefası, kullarına yardım etmesi, dualarına karşılık vermesi, onlara özel ikramda ve lütuflarda bulunması demektir. Allah’ın bir ismi de “el-Vâfî”dir ki bu anlattığımız manaları içine almaktadır. Allah’ın cömert kullarına karşı, harcadıklarından daha fazlasını vermesi O’nun bir vefasıdır. Rabb’imiz’in, Efendimiz’e (sas) özel ikramlarda bulunması, ona şefaat hakları vermesi de yine Allah’ın bir vefasıdır. Allah; ihlas, istikâmet, sabır, oruç, tevekkül, tövbe ve zikir gibi değerlerle hayatını ihya eden kullarını da eli boş bırakmaz, onlara karşı da vefa ile mukabelede bulunur. Ayrıca hastalığa uğramış, zulme maruz kalmış, şehadet mertebesini kazanmış olanlara karşı da çok vefalı davranır.
Mevzu ile ilgili olarak, Hz. Enes (ra) şöyle bir kutsî hadis rivayet etmektedir: “Ben Resûlullah’ı şöyle buyururken dinledim: “Allah Tealâ, ‘Ey âdemoğlu! Sen Bana dua ettiğin ve Benden affını umduğun sürece, işlediğin günahlar ne kadar çok olursa olsun onların büyüklüğüne bakmadan seni bağışlarım.
Ey âdemoğlu! Günahların gökleri dolduracak kadar olsa, sen Benden bağışlanmanı dilersen, günahlarını affederim. Ey âdemoğlu! Sen yeryüzünü dolduracak kadar günahla huzuruma gelsen, fakat bana hiçbir şeyi ortak tutmamış, şirke bulaşmamış olsan, Ben de seni yeryüzü dolusu mağfiretle karşılarım.’ buyurmuştur. ( Tirmizi, Daavât 98)”
Kul, Rabb’ine dua ettiği, O’na şirk koşmadığı, O’ndan başka hiçbir güç ve mercie “eyvallah” etmediği ve günahına rağmen affedilmesini umduğu sürece, işlediği günahlar ne kadar çok olursa olsun, Rabb’imiz onları bağışlayacağını bildiriyor. Öyle ise, şu hususu hiç akıldan çıkarmamak gerekmektedir: “Dua edeceğiz; ama bunun yanında bağışlayıcı bir Rabb’imizin olduğunu düşünüp, ümidimizi hiç yitirmeyeceğiz.”
Şefaat hakkı ve salavâtlar
Rabb’imizin Efendimiz’e vefasının bir örneği de Mahşer günü O’na şefaat hakkı tanımasıdır. Ayrıca, Efendimiz’e (sas) yolladığımız salât ü selâmların kendisine ulaştırılması, O’nun memnun edilmesi de Rabbimizin en büyük vefasındandır.
Yüce Rabb’imizin (cc) Efendimiz’e vefası
Efendimiz’e (sas) yapılan iltifat, diğer peygamberlere yapılanlardan çok farklıdır. Efendimiz’in isminin kelime-i tevhidde zikrini mecbur tutması, Hz. Muhammed’e ve O’nun risaletine iman edilmeden yapılmış imanı kabul etmemesi en büyük vefasıdır. O’nu nurdan bir helezonun zirvesine çıkarmış, O’nu peygamberlikle serfirâz kılmış ve Mirac-ı Ekber ile O’nu Zât’ına muhatap kılmıştır.
Cenab-ı Allah bir âyet-i kerimede: “Ey Resulüm, de ki: ‘Ey insanlar, eğer Allah’ı seviyorsanız, Bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah gafurdur, rahimdir.” (Âl-i İmran, 3/31) Buyurarak bizlere şunu anlatmaktadır: Allah’ı sevmek, insanın yaratılışının en yüce hedefi, dolayısıyla İslâm’ın insanları kendisine doğru sevk ettiği en yüksek gayedir: “Eğer Allah’ı seviyorsanız, Habîbullah’a uyacaksınız. O’na uyulmazsa, d
__________________ Eğer Çekemezsen Gülün Nazını Ne Dikene Dokun Ne Gülü İncit,Sahrada Mecnun Değilsen,Ne Leyla`yı Çağır,Ne Çölü İncit.. جزاك الله خيرا | 
21.10.2006, 21:44
| |
Ummu Seleme isimli üye'ye teşekkür edenler
| | | GüzellikGöreninGözündedir
Üyelik tarihi: 02.09.2006
Mesajlar: 2.983
2 Albümü var
Yarışma Puanı: 1330 Teşekkür etti: 6.146
Teşekkür aldı: 1.882 konuda 5.381 kere
| Bir Rahmani vefa tablosu
Enes b. Mâlik (ra) şöyle bir hâdise anlatmaktadır: Ben bu ümmetin üç hâdisesine şâhit oldum ki; eğer bu hâdiseler İsrâiloğulları arasında geçseydi, onlarla diğer ümmetler yarışamazlardı. Bunlardan biri şudur: ‘Biz, Suffe’de Resûlullah’ın yanında bulunuyorduk. Bir kadın yeni hicret etmiş olarak Resûlullah’a geldi, yanında, buluğ çağına ermiş bir oğlu vardı. Allah Resulü kadını kadınların yanına, oğlunu da bizim yanımıza yolladı. Çok geçmedi, kadının oğlu Medine vebasına yakalandı, birkaç gün hasta yattıktan sonra öldü. Allah’ın Resulü çocuğun gözlerini kapadı ve yıkanıp kefenlenmesini emir buyurdu. Cenazeyi yıkayacağımız sırada Resûlullah;
- Enes, git annesine haber ver, buyurdu.
- Ben de gittim, kadına haber verdim. Kadın geldi, oğlunun ayak ucunda oturup, ayaklarını eline aldı ve:
- Allah’ım! Kendi arzumla Müslüman oldum, yüz çevirip putları boynumdan çıkardım. Seni arzulayarak hicret ettim. Beni belaya uğratıp da putperestleri şâd eyleme Allah’ım! Taşıyamayacağım bu yükü bana yükleme, diye yalvardı.
- Vallahi, kadın duasını bitirir bitirmez, oğlu ayaklarını kıpırdattı; yüzündeki örtüyü açtı ayağa kalktı. Bu genç, Resûlullah’ın (sas) vefatından sonra da yaşadı, hatta annesi de kendisinden önce öldü.” (Kandehlevî, Hayatu’s Sahabe, IV/292)
Cennet, vefalı gönüller diyarıdır
Rabb’imiz, insanlar ibadet ediyor, emrettiği şeyleri uygularken sıkıntılar çekiyor, ölüyor, öldürüyor, işkencelerden geçiyor diye insanlara cennetine almak mecburiyetinde değildir. Mesela kölelik döneminde devletin ya da şahsın elinde köle olan bir insan yapmaya mecbur olduğu şeyleri yaptığı için ödüllendirilmezdi. Çünkü, “köle” idi ve hiçbir söz hakkı yoktu. En yenmeyecek ve giyilmeyecekler ona verilir, hiçbir hürmeti olmazdı. Ne kadar başarılı olursa olsun. Aynen bunun gibi Rabb’imize karşı bir “köle”den farkımız yoktur. Ne amelimize, ne de niyetimize bakarak O’na karşı cenneti “hak ettiğimizi” iddia edebiliriz. Cennet, “ibadetlerimizin karşılığı değil, Rabb’imizin bizzat lütfu, keremi ve sabırlı mü’min kullarına vefasıdır.”
Rabb’imiz kullarına karşı vefalıdır
Sabır; ağrı, acı, tahammülü güç ve katlanması zor hâdise ve vak’alar karşısında dişini sıkıp dayanma mânâlarına gelmektedir. Yine Hud Sûresi’nde Cenab-ı Allah, “Resulüm! Sabret, zira Allah iyi davrananların mükâfatını zayi etmez.” (Hud, 11/115) buyurmaktadır. Bir kutsi hadiste sabredenlerin mükâfatı şöyle açıklanmaktadır: Ebû Hureyre’den (ra) rivayet edildiğine göre, Resûlullah (sas): “Allah Teâlâ şöyle buyurdu: Dünyada sevdiği bir dostunu aldığım zaman, (sabredip) ecrini Allah’tan bekleyen mümin kulumun katımdaki karşılığı cennettir.” (Buhârî, Rikâk 6) Yine Enes İbni Mâlik’in (ra) Efendimiz’den (sas) rivayet ettiği bir kutsî hadis ise şu şekildedir: “Allah Teâlâ buyuruyor ki: Kulumu, iki gözünü kör etmekle imtihan ettiğim zaman sabrederse, gözlerine karşılık olarak cenneti veririm.” (Buhârî, Merdâ 7)
Aile fertleri vefakâr olmalı
Aile; bireylerden oluşmaktadır. Aile fertlerinin birbirlerine karşı sevgi saygı göstermesi gerektiği gibi, birbirlerine karşı vefalı olmaları da gerekmektedir. Aile içinde en önemli konulardan birisi, aile içi sırların muhafaza edilmesidir. Bu konuyla ilgili olarak şu hadis zikredilebilir: Ebû Saîd el-Hudrî’den (ra) rivayet edildiğine göre Resûlullah (sas) şöyle buyurmaktadır:
“Kıyamet gününde Allah Teala’ya göre en fena insan, karısıyla mahremiyetini paylaştıktan sonra onun sırrını ifşa eden kimsedir.” (Müslim, Nikâh 123,124)
Bir aileyi ayakta tutan en hassas konu güven duygusudur. Bunun oluşması, sağlamlaşması için gerekli olan en önemli husus, aile içi sırları muhafaza etme, mahremiyetleri başkalarına anlatmamaktır. Eşlerin gözlerini haramdan sakınmaları, birbirlerine emanet ettikleri para vs’yi yerinde ve yeteri kadar harcamaları, birbirlerinden habersiz gündemlere sahip olmamaları vefa duygusuyla izah edilebilir.
Anne-babaya vefalı olalım
Cenab-ı Allah, Kur’an-ı Kerim’de anne-babaya itaat etmekle ilgili olarak şunları bildirmektedir: “Rabb’in şöyle buyurdu: Allah’tan başkasına ibadet etmeyin. Anneye ve babaya güzel muamele edin. Şayet onlardan her ikisi veya birisi yaşlanmış olarak senin yanında bulunursa, sakın onlara ‘Off!’ bile deme, onları azarlama, onlara tatlı ve gönül alıcı sözler söyle.” (İsra, 17/23)
Allah (cc) önce kendisine ibadet etmeyi, ardından ana-babaya itaati emretmiştir. Bu gerçekten çok manidardır.
Ahkaf Sûresi’nde, “Biz insana, anne ve babasına güzel muamele etmesini emrettik. Zira annesi onu nice zahmetlerle karnında taşımış ve nice güçlüklerle doğurmuştur. Çocuğun anne karnında taşınması ve sütten kesilmesi otuz ay sürer. Nihayet insan, gücünü kuvvetini bulup daha sonra kırk yaşına girince ‘Ya Rabb’i’ der, ‘Gerek bana gerek anneme, babama lütfettiğin nimetlerine şükür yoluna beni sevk et. Senin razı olacağın makbul ve güzel iş yapmaya beni yönelt ve bana salih, dine bağlı, makbul nesil nasip eyle! Rabb’im! Senin kapına döndüm, ben Sana teslim olanlardanım.” (Ahkaf, 46/15) denilerek doğumdan sonra anne ve baba tarafından bakıma muhtaç olan insanın, ebeveynine güzel muamele etmesi emredilmektedir.
Anne-babaya yapılan en küçük bir vefa hareketi karşılıksız kalmayacak; hem bu dünyanın, hem de âhiretin imâr edilmesine vesile olacaktır. Çünkü, Rabb’imiz mü’min anne-babasının helalliğini alamamış kullarına rahmetiyle muamele etmeyecektir.
Tövbe etmemiz, vefa gereğidir
Bir günahın işlenmesi sonucunda insanın tövbe, istiğfar etmesi gerekmektedir. Hadis-i şerifte, günah işlemiş bir insanın yaptıklarını affettirebilmesi “pişmanlık” içinde bulunması gerektiği ifade edilmiştir. Çünkü, günah işlenerek vefasızlık yapılmış, tövbeyle de vefa adına yeni yelkenler açılmıştır.
Sahabe-i kiram vefanın şahikasındaydı
Mekkeli ve Medineli ilk Müslümanlar vefa konusunda dünya çapında örnek şahsiyetlerdir. Efendimiz’in canı, kanı, haysiyeti ve namusunu kendi namusları gibi görmüş ve hayatları pahasına savunmuşlardır. O’na verdikleri söz gereği vefatının üzerinden 40 yıl geçmeden Doğu’dan Batı’ya bütün dünyayı hem madden hem de manen fethetmişlerdir. “Îsar” yani kendisi için iyi olan şeyi önce Müslüman kardeşi için istemek ve fedakârlıkta bulunmak demek olan fazilet duygusu sahabenin en önemli özelliği idi.
Mesela, Ebû Ubeyde (ra) Uhud’un en dehşetli sahneleri yaşanırken Efendisi’ni bırakmamış, O’nun yüzüne saplanan miğferi iki dişini kaybetme bahasına dişleriyle çıkarmıştır. Onlar, “Anam-babam, canım, malım, her şeyim sana fedâ olsun Ya Resûlallah(sas)” derken bu gerçeği ifade ediyorlardı.
Îsar hasleti ve vefa
Îsar, Kur’an’ın sahabenin şahsiyetinde övdüğü bir haslettir. Kur’an onları şöyle övmektedir: “Kendileri ihtiyaç içinde bile olsalar kardeşlerini kendi nefislerine tercih ederler.” (Haşr: 9) Abdullah ibni Ömer bu konuda şu hatırasını anlatıyor: “Biri, bir sahabeye hediye olarak bir koyun başı verdi. O sahabe; ‘Benim falan arkadaşımın daha fazla ihtiyacı var, çünkü ailesi kalabalık ve daha fazla muhtaç!’ diyerek koyun başını ona göndermişti. O da üçüncü kişi hakkında aynı şeyi düşünerek ona göndermiş, kısaca bu şekilde koyun başı yedi evi dolaşarak ilk sahabenin evine geri gelmişti.”
Sünnet-i seniyyeye uymak vefadır
Sünnet, tutulan “yol”, “tarz” anlamlarına geliyor. Biz kimin yolunu ve tarzını devam ettirip uygulayacağız? Dünya hayatı bir mayın tarlasından ya da bir bataklıktan geçmek gibi zorluklarla dolu, eğer doğru yerlere basabilirsek, cennete ulaşabiliriz. Peki bastığımız yerin “yaş tahta” olup olmadığını nereden bileceğiz? Tabii ki İlahi yardımla. Efendimiz (sas), O’nun kutlu sahabileri ve onları izleyen kutlu kervanın mübarek yolcuları bir adımlarını bile boşa basmadan bu imtihanı başarıyla vermişler ve güzergâhla ilgili haritayı da başta Kur’an’ımız olmak üzere bize gayet sağlıklı bir şekilde ulaştırmışlardır. İşte vefa duygusuna sahip gerçek Müslüman, Efendisi’nin yolundan gider, O’nun izini takip eder. Başka yollara sapmaz, bid’at denilen yanlışlıklara itibar etmez.
Rabb’imize verdiğimiz söze vefalı olalım
Kur’an-ı Kerim’de sözünde durma, ahdini yerine getirme ile ilgili bir âyet-i kerimede, “Ey iman edenler! Bağlandığınız ahitleri yerine getiriniz...” (Mâide, 5/1) buyurulmaktadır. Bu âyetin tefsirinde, Elmalılı Hamdi Yazır şunları söylemektedir: “Ey iman etmiş olan müminler, bağlandığınız bütün akid (anlaşma)leri ifa ediniz. Yani ilk önce iman bir akiddir. Ve siz bu akid ile Allah’a karşı birtakım sözleşmeler ve akitler yaptınız, bağlandınız. Sonra kendiliğinizden veya kendi aranızda veya bütün insanlar arasında birtakım akitler daha yapar bağlanırsınız. İşte bütün bu akitleri ifa ediniz. Dinin kökü, imanın hükmü, Allah’ın emri kısaca budur.”
Bir mü’min, öncelikle Rabb’imiz ruhları toplayıp da, “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” dediği zaman, “Evet, Rabb’imizsin” dediği için o günkü sözüne sadık olmalıdır. Daha sonra insanlara verdiği sözleri de yerine getirmeli, değilse boş yere söz vermemelidir.
Rabb’imiz, “Verdiğiniz sözü yerine getirin. Çünkü verilen söz, sorumluluk gerektirir.” (İsrâ, 17/34) buyurmuştur.
Vefa ne demek?
Vefa, Arapça bir kelime olup sözlüklerde, sözünü yerine getirme, sözünde durma, borcunu ödeme; sevgi, dostluk ve bağlılıkta sebat; yetme, yetişme (Örn.: Ömrü vefa etmedi.) gibi anlamlarda kullanılmıştır.
__________________ Eğer Çekemezsen Gülün Nazını Ne Dikene Dokun Ne Gülü İncit,Sahrada Mecnun Değilsen,Ne Leyla`yı Çağır,Ne Çölü İncit.. جزاك الله خيرا | 
21.10.2006, 21:45
| |
Ummu Seleme isimli üye'ye teşekkür edenler
| | | GüzellikGöreninGözündedir
Üyelik tarihi: 02.09.2006
Mesajlar: 2.983
2 Albümü var
Yarışma Puanı: 1330 Teşekkür etti: 6.146
Teşekkür aldı: 1.882 konuda 5.381 kere
| Bu yazıyı okudugumda Yaradana vefayı çok düşünmüştüm acaba onun kulu olarak ona olan vefamızı tam olarak yerine getirebilirmiyiz diye.Rabbım getirtsin İnşAllah cümlemize..Rabbine vefa etmeyen kuluna hiç etmez...
selam ve dua ile..
(Biraz yazı uzun ama İnşAllah okursunuz kardeşler Hakkınızı hella edin..faydalı olur bir nebze olsun umudu ile.Rabbime emanetsiniz..)
__________________ Eğer Çekemezsen Gülün Nazını Ne Dikene Dokun Ne Gülü İncit,Sahrada Mecnun Değilsen,Ne Leyla`yı Çağır,Ne Çölü İncit.. جزاك الله خيرا | 
21.10.2006, 21:51
| |
Ummu Seleme isimli üye'ye teşekkür edenler
| | | Super Moderator
Üyelik tarihi: 25.11.2007 Nerden: İzmir - Kahramanmaraş - Ş.Urfa :)
Mesajlar: 3.485
11 Albümü var
Yarışma Puanı: 1610 Teşekkür etti: 6.015
Teşekkür aldı: 3.196 konuda 10.991 kere
| Ummu Seleme´isimli üyeden Alıntı Çünkü, günah işlenerek vefasızlık yapılmış, tövbeyle de vefa adına yeni yelkenler açılmıştır. Rabbim bizi vefasızlardan eylemesin... | 
08.04.2008, 17:04
| |
mesutizm isimli üye'ye teşekkür edenler
| |  | Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 02:37 .
Powered by: vBulletin Version 3.7.2 (Türkçe) Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.2.0 RC5 Bazaar Desings |