Bayrak
6 Recep 1429
09 Temmuz 2008, Çarşamba
6 Recep 1429
09 Temmuz 2008, Çarşamba
Ayet
Ey iman edenler! Allah’tan korkun, herkes yarına ne hazırladığına baksın.
Haşir-18
hadis
Allah’ım! Recep ve Şâbânı hakkımızda mübarek kıl, bizi Ramazan’a kavuştur.
Müsned

GİrİŞ Yap

Kullanıcı ismi:
Şifreniz:

Beni hatırla

...........................................
Şifrenizi mi unuttunuz
yoksa hâlâ üye değil misiniz? Hemen Üye Olun

Arama


Gelişmiş arama yap
Hak-dilaram Sözlük

Yürek Yangınları

Online Üye

Şuan Forumda: 47 (9 Kayıtlı ve 38 Misafir) bulunmaktadır.

Online  adımmaviş, DuaLar, hafsa, Sakallı, sen@, su misali mesutizm


Admin :: S.Mod :: Mod :: Yazarlar :: İmtiyazlı Üye
eee



Hak-dilaram » DİNİ KONULAR » Yakarış / Dua » Dua Adabi


Cevapla
 
Seçenekler
.
 
izdüşüm - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 1.653


 
 
Teşekkür etti: 588
Teşekkür aldı: 583 konuda 1.213 kere
Beitrag Dua Adabi

Ebû Hüreyre -radıyallahu anh-dan rivâyete göre Hazret-i Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz buyurmuşlardır ki:

"Sakın sizden biriniz duâ ederken "Yâ Rabb, dilersen beni mağfiret eyle, dilersen bana merhamet eyle" demesin. İstediğini sağlamca ve kat'ıyyetle istesin. Çünkü Allah'ı şu veya bu işe zorlayabilecek hiçbir kudret yoktur." (1)

Yine Ebû Hüreyre -radıyallahu anh-'dan rivâyet edildiğine göre Nebiyy-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz buyurmuşlardır ki:

"Sizden herhangi biriniz" duâ ettim de kabul olunmadı" diyerek acele etmedikçe duâsı kabul olunur." (2)

Duâ eden duâsında ısrar etmeli, devam etmelidir. Her halde er veya geç müstecâb olur.

Bir de dünyâda müstecâb olmasa bile kul bunu yine kendi lehine bilip Allah'dan ümidini kesmemelidir. Duâ büyük bir ibâdet olduğu için âhırette de bir ecir ve sevâbı olur.

Duânın âdabı pek çokdur. Bu cümleden olarak:

1- Evvelâ abdestli bulunmak,
2- Bir namazdan sonra yapılmak,
3- Tevbe ve istiğfârını ve kemâl-i ihlâsını arzeylemek,
4- Kıbleye yönelmek,
5- Duâdan evvel Allah'a çokça hamd ü senâ etmek,
6- Resûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hazretleri'ne çokça salât ve selâm eylemek,
7- Duânın nihâyetini âmin ile bitirmek,
8- Duâda yalnız kendisini düşünmeyip bütün sâlihleri ve bütün mü'minleri duâya müşterek kılmak,
9- Bir hâcetini isterken ellerini semâya kaldırıp avuçlarını açarak duâ etmek,
10- Kıtlık; umumî sıkıntı ve felâketlerin def'i için ise ellerinin dışını semâya çevirerek duâ etmek ve Allah'a sığınmak,
11- Celb-i menfaat için yapılan duâların nihâyetinde ellerinin avuçlarını yüzüne mesh eylemek, def'-i mazarrat için yapılan duâlarda mesh edilmez.
12- Duânın asıl anahtarı ise helâl lokma yemektir.



Ebû Musa el-Eş'arî -radıyallahu anh-dan rivâyete göre Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hazretleri Hayber gazâsı'na giderken maiyyetinde bulunan ashab-ı kiram bir vâdiye vardıkta yüksek sesle tekbîr ve tehlîl ederek bağıra bağıra zikrullah etmeğe başladılar. Resûlullah -sallallahu teâlâ aleyhi ve sellem- Hazretleri:

"-Kendinize rıfk u merhamet ediniz. Zîra siz ne sağıra, ne de gâibe duâ ediyorsunuz. Ancak her şeyi hakkıyle işiten ve size sizden yakîn olan Allah'a duâ ediyorsunuz. Ve Allahü Teâlâ Hazretleri siz nerede olursanız berâberinizdedir" buyurdu.

Yani; öyle kendinize bu derece bağırmakla zahmet vermenize hâcet yoktur. Cenâb-ı Hakk'a nisbetle hafî ve cehrî yapılan zikir müsâvidir.

Ebû Mûsâ diyor ki: O esnâda ben, Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Hazretlerinin hayvanının arkasında Zât-ı risâletpenâhîleriyle birlikte beraberdim.

Ve lisânımla

''La havle vela kuvvete illa billah''

diyordum.
Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-Hazretleri bana hitâben:

- Ey Abdullah bin Kays' buyurdu. Ben de icâbetle:
- Lebbeyk yâ Resûllallah, dedim. Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Hazretleri bana hitâben:



- Ben sana cennet-i a'lânın hazînelerinden bir hazîneye delâlet edeyim mi? buyurunca ben hemen:
- Babam ve anam sana fedâ olsun yâ resûlallah! Evet irşâd ediniz, dedim.
Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Hazretleri:

''La havle vela kuvvete illa billah''

"Ma'sıyetten sakınmak ve tâat ve ibâdetlerde kuvvet ve kudret ancak Allah Teâlâ Hazretlerinin tevfık-i Rab-bâniyyesi ve irâde-i Sübhâniyyesiyledir." (3)
buyurdu.

Yâni cümle âlemin müdebbir-i hakîkisi ve mutasarrıfı, hepsinin hâlikı olan Allah sübhanehu ve teâlâ-Hazretleridir, demektir.

Nebiyy-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem-Efendimiz'e ve ehl-i Beyt'ine salât ve selâm da duânın en mühim âdabındandır.

Hadîs-i şerifte:



"Yapılan bir duâda, Muhammed -aleyhi's-salâtü ve's-selâm- ve ehl-i Beytine salât ve selâm edilmedikçe o duâ, makam-ı icâbete vâsıl olamaz."(4) buyurulmuştur.

Duâ eden kimse, duânın başında, ortasında ve sonunda Peygamber Efendimize salât ve selâmı tekrar etmeli. Hulûs-i kalb, nezâfet, tahâret, istikbâl-i kıble, izhâr-ı tezellül, tazarru, enbiyâ ve evliyâ ile tevessül, günahkâr ve mücrim olduğunu ikrar ile tevbe ve istiğfar edip haram lokmadan ictinâb etmelidir. Bu sûretle yapılacak hayır duâların kabûlü hakkında şübhe etmemelidir.

Şunu da ilâve edelim ki:
Nâsın bâzısı her ne kadar Cenâbı-Hakk'ın kazâ ve kaderine rızâ gösterip sükût eylemeyi duâya tercîh etmişlerse de, muhakkik âlimlerin ekserisi, dünyâ ve âhiret işlerinin esbâbından müretteb olduğunu, müstecâb duâlar ise sebeblerden berî bulunduğunu beyân ile, duâyı terketmek, kazâya rızâ göstermek fikriyle bir şey yememek, şiddetli kışda elbise giymemek, hasta olunduğunda ilâç, muharebede silâh kullanmamak gibi bir takım meşru' olmayan hareketleri irtikâb etmek gibidir, demişlerdir.

Husûsiyle duâ izhâr-ı ihtiyâç, Cenâb-ı Hakk'a ilticâ olduğundan müstakıllen bir ibâdet makamına kaaim olacağından şu halde lisânen duâ eylemek ve kalben tazarruda bulunmak gerekmektedir.


-alıntı-
eski 08.09.2006, 12:37 izdüşüm isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #1
Tecrübeli Üye
 
cankırıkları - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 28.08.2006
Mesajlar: 252


 
 
Teşekkür etti: 19
Teşekkür aldı: 58 konuda 100 kere
izdüşüm´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Duâ eden kimse, duânın başında, ortasında ve sonunda Peygamber Efendimize salât ve selâmı tekrar etmeli. Hulûs-i kalb, nezâfet, tahâret, istikbâl-i kıble, izhâr-ı tezellül, tazarru, enbiyâ ve evliyâ ile tevessül, günahkâr ve mücrim olduğunu ikrar ile tevbe ve istiğfar edip haram lokmadan ictinâb etmelidir. Bu sûretle yapılacak hayır duâların kabûlü hakkında şübhe etmemelidir.
Allah razı olsun..
__________________
"Göz kaptırdığım renkten, kulak verdiğim sesten,
Affet senden habersiz aldığım her nefesten..."
NFK
eski 08.09.2006, 13:02 cankırıkları isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #2
Tecrübeli Üye
 
Üyelik tarihi: 10.10.2006
Mesajlar: 411


 
 
Teşekkür etti: 24
Teşekkür aldı: 62 konuda 106 kere
SUNU


"DUA" MÜMİNİN SİLÂHIDIR.

(Hadis)


İnsanı, gerçeği görmekten alakoyan en büyük engel, ÖNYARGILI yaklaşımıdır.

¾A. Hulûsi


Bak dostum;

Bil ki, bu kitab, sana hayatında verilen en değerli şeylerden biridir!..

Bu kitap, sana Rabbinin seslenişi; sana açtığı özel kapıdır!.. Kim, olursan ol; işin, meşgalen ne olursa olsun; hangi dinden olursan ol; bil ki...

Rabbin seni beklemektedir ve kapısı sana açıktır!..

Sorma, Rabbimin kapısı nerede diye; sende "O" kapı; gönlünde!.

Senden sana açılan bir kapının ardında!..

Bu kapı, DUA ve ZİKİR kapısıdır!.. Gönlünden Rabbine açılan kapıdır!.

Rabbine yöneliş ve HACET kapısıdır!.

Gökte ve ötende sandığın TANRInı terket; sonsuz - sınırsız ALLAHa yönel; Onun, her noktada ve zerrede mevcût olduğunu farket; ve Onu

GÖNLÜNDE bulmaya çalış!.

Sonra iste Ondan, ne istersen!.. Eşini, işini, aşını; ister mevlânı, ister şifânı!.

Bil ki, seni, her isteğine ve her arzuna kavuşturacak tek şey DUA ve ZİKİRdir.

* * *

Bil ki dostum; her zerrede tüm özellikleriyle mevcûd olan ve kendinden gayrının varlığı aslâ sözkonusu olmayan ALLAH, SENDEN SANA İCABET EDECEKTİR!.

SEN, bilesin ki, yeryüzünde "HALIFE"sin!.. HALİFE olarak sana, gönlüne, BEYNİNE bahşedilmiş yüce güçlerden haberin var mı?...

DUA ile ZİKİR ile, o muhteşem BEYNİN ile, kendindeki mekanizmayı harekete geçirebileceğinden haberin var mı?...

"EN GÜÇLÜ SİLAH" olarak sana bağışlanmış DUA mekânizmasını biliyor musun?...

Fakîr, garîb, nîce kişiler DUA ve ZİKİR ile nîce ZALİM SULTANLARI helâk ettiler!.

Nîce yoksullar, büyük zenginliklere hep DUA ve ZİKİR ile eriştiler!..

Nîce, dertli, sıkıntılı, hastalıklı, ezâ, çile çekenler, hep kurtuluşu, selâmeti DUA ve ZİKİRde buldular!..

Bil ki dostum...

SENDE, dünyanın en güçlü silâhı olan DUA ve ZİKİR cihâzı mevcûttur.

BEYNİNDEKİ, GÖNLÜNDEKİ bu en güçlü silâhı kullanmasını öğrenerek; bu yaşadığın dünyanın ve ölümötesi yaşamın tüm güzelliklerine erişebilirsin!..

Ya da, DUA ve ZİKİR mekânizmasını kullanmaz, paslandırıp, bir kenara terkedersin, ki bunun cezasını da sonsuza dek çekersin!..

Sana, karşılıksız, bedava verilmiş bir mekânizmadır bu!.. Hîbedir!..

DUA ve ZİKİR için kimseye muhtaç değilsin ve kimseyi aracı koymak zorunda da değilsin!..

İster, bu kitaptan yararlan; ister gönlünden geldiği gibi yönel!.. Ama kesinlikle, kendindeki, bu dünyanın en kıymetli cihâzı olan DUA ve ZİKİR cihâzını kullanmasını öğren.

Göreceksin dünyan nasıl güzelleşecek.

Es Seyyid
Ahmed HULÛSİ

DUANIN ŞEKLİ


DUA ederken bazı hareketler oldukça önemlidir.

Dua ederken, kollar, koltuk altı görülecek bir şekilde yana açılıp, eller, yüze paralel bir şekilde öne uzatılmalıdır. Takriben yüzden 30 santim mesafede parmak aralıkları hafif açık olan ellerin, parmaklardan çıkan ışınların, alından çıkan ışınlarla ilerde bir birleşim yapacak şekilde yönlendirilmesi son derece faydalıdır.

Bakın bu konuda Hazreti Rasûl aleyhis-selâm ne buyuruyor:

"Herhangi bir kul, koltuğunun altı görülecek şekilde ellerini kaldırır ve Allâhdan bir dilekte bulunursa; acele etmediği takdirde kesinlikle duasına icabet edilir.

- Acele nasıl olur yâ Resûlallah?..

- Dua ettim ettim, kabul olmadı, der"(de vazgeçer)... işte bu yanlıştır; dua yerine gelene kadar ısrar etmek gerekir."

Ellerden parmak uçlarından yayılan dalgalar ile, beyinden "yönlendirilen dalgalar" (Yönlendirilmiş dalgalar konusunu "İNSAN VE SIRLARI" ile "TEKİN SEYRİ" kitabımızda bulabilirsiniz.) bir noktada birleşerek laser ışını gibi etki ederek belli hususların oluşmasında son derece önemli rol oynarlar.

Burada farkedileceği gibi, DUAnın oluşmasını sağlayan ana güç, insana dışarıdan gelmeyip; tamamiyle, insanın varlığında mevcût olan Allâh isimlerinin manevî gücünden ortaya çıkmaktadır.

Kısacası DUA, kişinin kendindeki ilahî güçler eşliğinde isteklerini gerçekleştirme faâliyetidir. Ve elbette ki bunun bir tekniği ve bilimsel açıklaması vardır.

DUA esas itibariyle, beynin "yönlendirilmiş dalgalarıdır".

Evrenin ilk oluşumu, Allâh tasavvurunun, ilim boyutunun enerjiye ve kuantsal yapıya dönüşümü ile meydana geldiği gibi; insanın bütün istek ve arzuları dahi, bilincin ilim boyutundan kaynaklanan istek ve arzularının beyinin yönlendirilmiş dalgalarıyla yoğunlaştırılması suretiyle meydana gelir.

Bu sebepledir ki, konsantrasyon ne derece güçlü olursa, DUAya icâbet de o derece süratli olur. Bunun için denmiştir, "mazlumun duası yerde kalmaz; ah alan felâh bulmaz!."

Zirâ, o "âh" eden kişi, öyle bir sıkıntı ile, öyle bir konsantrasyon ile, menfî beyin dalgalarını o kişiye yöneltir ki, o yayın okundan kurtulmak aslâ mümkün olmaz.

Dedesinde çıkmasa, torununda çıkar o "âh"ın neticesi!.. Nasıl mı, çok basit!..

Dedenin aldığı "âh" dalgaları, onun öyle bir genetik düzenini etkiler ki; neticesi kendisinde ortaya çıkmasa bile, çocuğunda veya torununda genetik intikâl dolayısıyla ortaya çıkar; ve dedesinin cezasına mâruz kalır. İşte bu yüzden denmiştir, "Dedesi erik çalmış, torunun dişi kamaşmış" diye.

Evet, eller ileri kollar açık dua demiştik... Efendimiz böyle yapmış.

Çölde yaralı bir halde kendilerini bulan yaralarını temizleyen, onları iyileştiren kimseleri öldürüp kaçanlar hakkında Hz. Peygamber, ayakta, elleri yukarıda tarif ettiğimiz biçimde açık olarak ashab ile beraber dua etmiş ve kaçan kişiler çok kısa süre içinde bulunarak yaptıklarının karşılığını almışlardır.

Ayakta, eller tarif ettiğimiz biçimde avuç içleri yüze, kollar ileriye dönük olarak parmak uçları aracılığıyla "yönlendirilmiş" dalgalar şeklinde yapılan DUA gibi, ayrıca, SECDE halinde yapılan DUA da son derece tesirlidir.

Özellikle, gece yarısından sonra, yani güneşin bulunduğunuz yerin tam arkasında olduğu ve güneş radyasyonunun en asgariye indiği saatlerde SECDE halinde yapılan DUA son derece tesirlidir.

Şayet kılınan hacet namazının; veya herhangi bir namazın son secdesinde bu DUA yapılırsa, tesir gücü bir hayli daha fazla olur.

Namazın, yani gece kılınan bir namazın son secdesinde, çeşitli kusurlarını itiraf ve onlardan bağışlanma dilendikten sonra DUA edilirse; ve istenen şeyin mâhiyetine göre, birkaç gün üst üste veya gün aşırı bir şekilde bu çalışmaya devam edilirse; takdiri ilâhî, o şeyin oluşmasına mutlaka cevap verir. Çünki; o DUAnın ısrarla devamına müsaade olunması, o duaya icabet edileceğinin de göstergesidir. Zirâ, Allâh, kabul etmeyeceği DUAya ısrarla devam şansı tanımaz.

Kişi, bir konudaki DUAsında ısrarlı değilse, o DUAnın yerine gelme şansı da son derece düşüktür.

SECDE halinde yapılan DUA, hele kusurların itirafından sonra olursa, son derece güçlüdür demiştik. Niçin...?

SECDE halinde, bedendeki kan yoğun bir biçimde başa, beyne akmakta, oksijen ve diğer enerji kaynakları tarafından beyin son derece mükemmel şekilde beslenmektedir. Bu sebepten dolayı da çok güçlü dalgalar yayabilmektedir.

Ayrıca gene secde halinde yapılan kusurları itirâf fiîliyle çok güçlü bir konsantrasyon ve yönelim meydana gelmekte, bu da arzulanan şey doğrultusunda güçlü dalgalar yayılmasına vesile olmaktadır.

DUAyı güçlendiren ve gerçekleştiren en önemli faktör ise DUA anında, kişinin şuûrunun VEHİM tasarrufundan uzak kalmasıdır. Ve bu hâl de, secde yani, benlik kavramının kalktığı bir hâldir. Nitekim bu konuda bizi uyaran Hazreti Rasûl aleyhis-selâm, "şeksiz - şüphesiz, kabûl olacağından emin olunarak" DUA edilmesini tavsiye etmiştir.

DUAnın tesirini kesen en önemli güç, gene kişinin kendisinde bulunan VEHİM - VESVESE kuvvesidir.

Kişide, VEHİM - VESVESE ne derece gerilemiş ise, DUAsı o derece keskin ve süratli bir şekilde gerçekleşir.

Allâha yakîn elde etmiş kişilerin DUAsının kabulündeki en önemli etkenlerden biri de, o kişilerdeki VEHİM - VESVESENİN oldukça düşük olmasıdır. Ayrıca, bu kişilerin, yaptıkları çalışma ve lûtfu ilâhî sonucu olarak, çeşitli ilâhî güçlerin yapılarında ortaya çıkması da, elbette ki DUAlarının süratle gerçekleşmesinde önemli bir faktördür.

&

Ayrıca, DUA konusunda, ŞEYTAN vasfıyla bilinen CİNLERin insana çok yanlış fikirler telkini de sözkonusudur; ki, bu da insanı bu çok etkili silâhı kullanmaktan mahrum bırakır.

Tam içinizden DUA etmek gelmişken, ŞEYTAN ismiyle, şeytaniyet vasıfları dolayısıyla lâkablanmış olan CİNLER, hemen bir vesvese verirler.

"Aman canım niye dua edeyim, nasıl olsa kaderde varsa olur!

"DUA etsem de etmesem de iş olacağına varır, ne diye DUA edeyim."

Ve, böylece siz, DUA etmekten vazgeçip; en güçlü SİLAH olan DUAdan mahrum kalırsınız. DUAdan mahrum kalmak, DUA etmemek suretiyle de nelerden mahrum kaldığınızı asla hayâl bile edemezsiniz.

İşte bu yüzdendir ki, Hazret-i Rasûlullah aleyhis-selâm bakın bize ne tavsiye ediyor:

"Nalınınızın tasmasına, koyununuzun otuna kadar her şeyi Allâhtan isteyiniz.."

"Allâhın fazlı kereminden isteyiniz, çünki istenilmesinden hoşlanır.

"Şüphesiz ki Allâh, ısrarla DUA eden kullarını çok sever

"Hassas olduğunuz saatlerde DUA etmeyi ganimet biliniz. Çünkü bu hâl rahmet saatinin hâlidir".

Bu son yazmış olduğum hadîs-i şerîfte işaret edilen manâ şudur: Hassas, olduğunuz demek, tamamiyle bir konuya konsantre olmaktan ileri gelen bir biçimde, son derece duygusal olma anlamı taşır. İşte bu an da, kişinin, tamamiyle ALLAHa, net bir biçimde yönelmesi, anlamını taşır. Bu yöneliş ise, beynin tümüyle tek bir gayeye yönelik biçimde, kendisindeki ilâhî güçlerin ortaya konulması sonucunu doğurur.

&

DUAnın gerçekleşmesinde en önemli faktör, kişinin kendisini aradan çıkartarak; dilinde DUAyı okuyan, beyninde o talebi oluşturan olarak HAKkın kalmasıdır. Bu takdirde;

"O BİR ŞEYİN OLMASINI DİLERSE, OL DER, VE O ŞEY OLUR".

DUAda en önemli yardımcı faktörlerden biri de istenilen şey hususunda ısrarlı olmaktır. Herhangi bir konuda bir iki defa dua edip arkasını bırakmak son derece yanlıştır.

DUA edilecek konuda mutlaka ısrarlı olunmalı ve istenilen şeyin olabildiğince ölümötesi hayatımıza dönük ve yararlı olmasına özellikle dikkat edilmelidir. Zira, yanlış bir istek ile kendi kendimizi büyük ölçüde yaralamış olabiliriz. Elektriği, çok yararlı şekilde kullanabildiğimiz gibi, kendimizi yaralamak ve hatta öldürmek içinde yanlış bir şekilde kullanmak mümkündür.

DUA, varlığındaki, benliğindeki, NEFSindeki ALLAHa AİT GÜÇ ile tahakkuk yoludur, demiştik. Öyle ise, bu silâhı ne derece bilinçli olarak ve yerinde kullanma imkânına sahip olursak, o derece düşmanlarımızdan korunabilir; isteklerimizi gerçekleştirebilir; ve dahi ALLAHa yakîn elde edebiliriz.

DUAnın beyin gücüne dayandığından, zirâ, beynin ilâhî güçle techiz edilmiş, donatılmış bir yapı olduğundan bahsetmiştik "İNSAN ve SIRLARI" isimli kitabımızda; ve bunun sisteminden söz ederek; gerekirse, insanın beyin dalgalarıyla silâhları dahi geçersiz kılabileceğini yazmıştık 1984 yılında.

Bakın inançsız Ruslar dahi beyni nasıl değerlendiriyor bugün:

11 Haziran 1991 tarihli Sabah Gazetesinin 8. sayfasında yayınlanan şu haberi dikkatle okuyalım:

"GELECEĞİN SAVAŞLARI TELEPATİK OLACAK

Sovyetler Birliğinin ünlü bilim adamı Vlail Kaznatcheev, insan beyninin telepati yoluyla savaşları etkileyebileceğini belirtti. Prof. Kaznatcheev, dâhilerin çalıştığı, Novossibirsk Akademisi bünyesinde kurulan özel bir laboratuvarda çalışmalarını sürdürüyor.

MOSKOVA - Sovyet Bilimler Akademi sinin en saygın üyelerinden biri olan Profesör Vlail Kaznatcheev insan beyninin, bedeninin bulunduğu noktanın çok uzağın da yer alan, insanlar, düşünceler ve elek tronik donanımlar üzerinde etkili olabileceğini belirtti.

Birçok kişi tarafından deli saçması olarak nitelendirilen bu görüşü ispat etmek için yoğun bir çalışmaya giren Kaznatcheev, ülkesi Sovyetler Birliğinde büyük ilgi görüyor.Kendisine Sovyet dahilerinin yetiştirildiği Novossibirsk Akademisi bünyesinde her türlü donanıma sahip bir laboratuvar ve araştır malarında yardımcı olacak asistanlar tahsis eden hükümet, Kaznatcheevin araştırmalarından çok şey bekliyor.

KGB koruması

Kaznatcheevin araştırmalarının en büyük özelliği insan beyninin telepatik gücünü bir silâh olarak kullanmaya çalışması. Ona göre sırf düşünce gücüyle bilgisayar sistemlerini, havaalanlarının radarlarını hatta modern teknolojinin geliştirebileceği her türlü silâhı etkisiz kılmak mümkün.

Bu araştırmaları son derece yakından izleyen ve denetleyen hükümet, Kaznatcheevin CIA tarafından kaçırılmasını engellemek için KGBnin en yetenekli ajanlarını seferber etmiş durumda. Ünlü bilimadamı görüşlerini çok basit örneklerle açıklıyor:

`Eğer çalıştığınız bilgisayar aniden arızalanırsa suçu üretici firmada aramayın. Sizin stres içinde olmanız, ya da çalışırken biraz da olsa sinirlenmeniz aletin teknik donanımını etkileyebilir. Çünkü sıradan bir insan beyni, en üstün bilgisayardan daha güçlüdür ve insan bazen farkında olmadan doğanın kendine verdiği güçleri kullanabilir.

Kaznatcheeve göre eğer insan çok uzun zamandan beri görmediği birini yoğun olarak düşünürse ve o sıralarda ondan bir telefon, ya da mektup alırsa bu şans olarak nitelendirilmemelidir. Bu doğrudan, insanın yoğunlaştırdığı düşünceleri ile düşündüğü kişiyi etkilemesidir.

Kaznatcheev, son olarak Sovyet televizyonunda katıldığı bir programda laboratuvarında bulunan bir bitkiyi uzun uzun gösterdi ve programı izliyenlerden 1 saat süreyle sadece bu bitkinin gelişimini düşünmelerini istedi. Sonuç gerçekten şaşırtıcıydı, bitki çok kısa zaman zarfında akıl almaz bir gelişme sergiledi.

İşte Kaznatcheevin araştırmalarının temelinde de, düşünce gücünün sonsuzluğunu yakalamak yatıyor.

İnsanın bilinçaltına ulaşmayı amaçlayan parapsikolojiyi bilimle birleştirerek araştırmalarını sürdüren Kaznatcheev, bulgularının düşmanın teknik donanımını felç etmek açısından ileride çok önemli sonuçlar vereceğini, ancak bunun bir silâh olarak değil, savaşları engelleyecek caydırıcı bir etken olarak kullanılmasından yana olduğunu belirtiyor."

İşte bu yüzdendir ki, DUA insana bahşedilmiş en mükemmel güç olarak tanımlanabilir.

Konu Bakara-216 tarafından (17.10.2006 Saat 12:32 ) değiştirilmiştir..
eski 17.10.2006, 12:12 Bakara-216 isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #3
La Tahzeni
 
vaktileyl - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 418


 
 
Teşekkür etti: 54
Teşekkür aldı: 119 konuda 218 kere
herkez duası kadar güçlüdür tşkler paylaşım için
__________________
http://img366.imageshack.us/img366/9...ingheadhl5.gif

Ey kırık kalplerin ve mahsun gönüllerin yanında olan Rabbim...Tut kalplerimizden!...
eski 17.10.2006, 12:31 vaktileyl isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #4
Tecrübeli Üye
 
Üyelik tarihi: 10.10.2006
Mesajlar: 411


 
 
Teşekkür etti: 24
Teşekkür aldı: 62 konuda 106 kere
niçin dua

NİÇİN DUA?


"DUA MÜMİNİN SİLAHIDIR", diyor Rasûlullah Muhammed Mustafa aleyhis-selâm. Ve gene, şöyle başka bir açıklama getiriyor "DUA" konusuna:

"DUA İBADETİN ÖZÜDÜR"

Bu hadîs-i şerîfin hemen arkasından şu âyet-i kerîmeyi hatırlıyalım:

"CİNNİ VE İNSANLARI YALNIZCA KULLUK ETMELERİ İÇİN YARATTIM"

En basit anlamıyla kulluk, dua ve zikirdir!.

En geniş anlamıyla kulluk, birimin, varoluş gayesinin gereğini yerine getirmesidir..

"Eğer kulum, bana ellerini kaldırır da dua ederse, ben o elleri boş olarak geri çevirmekten hayâ ederim."

Evet, bu bir Hadîsi Kudsî.

Bu konudaki bir başka Hadîs-i Kudsî de şöyle:

"Ey âdem oğlu, dua senden icabet benden; istiğfar senden, bağışlamak benden; tövbe senden, kabul etmek benden; şükür senden, fazlasıyla vermek benden; sabır senden, yardım benden... Ne istedin ki benden sana vermedim."


İşte bu Hadîsi Kudsîyi destekleyen Ayet-i Kerîme:

"BANA DUA EDİN, İCABET EDEYİM"

Bu konuya açıklık getiren diğer bir hadîs-i kudsî de şudur:

"Ben, kulumun zannı üzereyim. Artık dilediği gibi düşünsün!.."
Yani siz dua ederken, o duanızın kesinlikle kabul göreceğini düşünürseniz, biliniz ki mutlaka isteğiniz meydana gelecektir!..

Nitekim, bu açıdan olaya bakıldığı içindir ki, önde gelen evliyâullahdan İmamı Rabbanî Ahmed Faruk Serhendî şöyle demiştir:

"Bir şeyi istemek, ona nâil olmak demektir; Zirâ Allâhu Teâlâ kabul etmeyeceği duayı kuluna ettirmez."

Esasen dua etmek söz konusu olduğunda, bir şey isteyeceğimizde hemen şu âyet-i kerîmeyi hatırlamamız gerekmektedir:

"ALLAH İSTEMEDİKÇE SİZ İSTEYEMEZSİNİZ !."

- Peki, biz dua ettiğimiz zaman, kabul olur mu?..

Yani, sizde ortaya çıkan bu istek, gerçekte Allâh istemiş olduğu için sizde ortaya çıkmaktadır!.. Eğer, Allâh istememiş olsaydı, siz dahi o şeyi isteyemezdiniz.

En kolay, en ucuz yani bedâva, ve en tesirli şey DUAdır. İşte bu yüzdendir ki, DUA için, `"müminin silâhıdır" buyurulmuştur.

"DUA" nasıl silâh olur?..

Bunu anlıyabilmek için, tasavvufun derinliklerine inmek gereklidir!....

İnsan, gerçeği itibariyle, Allâh adıyla işaret edilenin zâtî sıfatlarıyla yaratılmış, Onun varlığı ile kâim ve dâîm varlıktır.

Allâhın "HAY" ismiyle işaret edilen şekilde HAYAT sıfatıyla vardır; yaşar.

Allâhın "ALÎM" ismiyle işaret edilen şekilde, İLİM sıfatıyla bilgi, ilim sahibidir, yaşamına yön verir.

Allâhın "MÜRÎD" ismiyle işaret edilen şekilde, İRADE sıfatıyla isteklerini tahakkuk ettirmeye yönelir.

Dolayısıyladır ki insan, kendi varlığında mevcut olan bu isimlerin manâlarını ortaya çıkartabildiği ölçüde, takdir edilen nisbette, arzularına nâil, korktuğundan emin olur
eski 17.10.2006, 12:37 Bakara-216 isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #5
Tecrübeli Üye
 
Üyelik tarihi: 10.10.2006
Mesajlar: 411


 
 
Teşekkür etti: 24
Teşekkür aldı: 62 konuda 106 kere
duanın yeri

DUANIN YERİ


Gayrı ihtiyari hemen aklımıza gelebilir; canım DUAnın da yeri mi olur..? DUA etmek için özel yer mi arıyacağız?..

Yerin ne münasebeti vardır DUA ile?..

Evet, her yerde DUA edilebilir!.. DUA için özel bir yer aramaya zaruret yoktur!..

Ancak...

İnsan beyninin çalışma sistemi ve, bulunduğu yerin manyetik alanı ile, bulunduğu alandaki dalga ortam, son derece yakından bağlantılıdır.

Yeraltındaki "ley hatlarının" oluşturduğu müsbet enerji hatlarının gücünü arkasına alması, o beyin için son derece önemli olduğu gibi; ayrıca, beyinin içinde bulunduğu ortamı kaplayan manyetik alanının oluşturduğu tesirler dahi son derece önemlidir.

DUA eden kişinin çevresindeki kişilerin beyin dalgaları, kendisininki ile birleşerek son derece güçlü dalgalar üretilebileceği gibi; toplu DUAlar dahi büyük tesirler meydana getirir.

Bu sebeptendir ki Hazreti Resûl aleyhis-selâm şöyle buyurur:

"Üç kişi biraraya geldikleri zaman, birlikte ettikleri DUAyı ALLAH geri çevirmez."
Niçin belirli yerler... Meselâ nereleri...?

Kâbede yapılan DUAlar... Arafatta yapılan DUAlar... Medinede Hazreti Resûl aleyhis-selâmın makâmında yapılan DUAlar... Efeste Meryem Ana evinde yapılan DUAlar... İstanbulda Eyyûb Sultan namıyla bilinen sahabeden zâtın makâmında yapılan DUAlar; bunun gibi her beldede, o beldedeki bilinen evliyâullahtan olan zevâtın makâmlarında yapılan DUAlar, daima güçlü DUAlar olarak yerini bulur.

Burada iki önemli faktör mevcuttur.

1. O yerin kendi manyetik alanının yaydığı enerji..
2. O yere defnedilmiş zâtın ruhaniyetinin yaymış olduğu enerji..

İşte, DUA eden kişi, bu iki etkiyi arkasına takviye alarak DUA ettiği zaman, büyük ölçüde DUAsı kabul olma yani yerine gelme şansına sahiptir.

Ayrıca manevî gücü yüksek olduğuna inanılan kişinin huzurunda, bir cemaat eşliğinde yapılan DUAlar da son derece yüksek tesir gücüne sahip olarak tesbit edilmiştir.
eski 17.10.2006, 12:40 Bakara-216 isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #6
Tecrübeli Üye
 
Üyelik tarihi: 10.10.2006
Mesajlar: 411


 
 
Teşekkür etti: 24
Teşekkür aldı: 62 konuda 106 kere
Duanin Zamani

Her aklınıza estiği, içinizden geldiği zamanda DUA edebileceğiniz gibi, belirli günlerin ve gecelerin de DUAnın gerçekleşmesi hususunda büyük rolü vardır.

Kadir gecesini özellikle şu gecelerde arayınız:

İçine girdiğiniz Ramazan Ayı eğer…
Pazar günü başlamışsa, 28’ini 29’e bağlayan gece;
Pazartesi günü başlamışsa, 20’sini 21’e bağlayan gece;
Salı günü başlamışsa, 26’yı 27’ye bağlayan gece;
Çarşamba günü başlamışsa, 18’i 19’a bağlayan gece;
Perşembe günü başlamışsa, 24’ü 25’e bağlayan gece;
Cuma günü başlamışsa, 16’yı 17’ye bağlayan gece;
Cumartesi günü başlamışsa, 22’yi 23’e bağlayan gece; İmam’ı Şâranî’ye göre Kadir gecesi’dir… Biz de aynı kanâati taşıyoruz.
Ramazanın 20sinden sonraki tek geceler.
Muharremin 10. gecesi.
Recebin girdiği gece.
Recebin 15. gecesi.
Mirâc gecesi..
Şaban ayının 15. gecesi.
Arefe geceleri..
Ramazan ve Hac Bayramları geceleri
Cuma günü hutbe saati ile ikindi arası
Recebin 27. günü.
Şabanın 15. günü.
Ramazan günleri
Arefe günleri
Muharremin 10. Günü
Zilhiccenin 10. günü

Biz bu günleri böylece verdikten sonra, özellikle geceler üzerinde durulması ve dahi, gece yarısından sonraki saatlerin iyi değerlendirilmesi üzerinde duralım.

&

DUAnın zamanı denince özellikle iki husus önemlidir.

İç şartlar.
Dış şartlar.
İç şartlar demek, içinde bulunduğumuz hâleti ruhiye demektir. Gerçekten, yürekten gelir bir biçimde; içi yana yana denilen bir şekilde DUA etmek önemlidir. Zirâ ancak böyle bir hâl, tam konsantrasyon sağlar. Beynin güçleri, ancak böylelikle tek bir noktaya, tek bir konuda yoğunlaşarak, isteğe yönelik yayın yapar.

İkinci olarak belirtilen dış şartlar ise tamamiyle ortam şartları ile alâkalıdır.

Bu dış şartların birincisi güneşin parlamaması ve hatta ışıklarının tamamiyle kaybolmasıdır. Zirâ güneşin yaydığı kozmik ışınım büyük ölçüde beyin gücünü keser.

İkinci olarak önemli bir husus da Jüpiter ve Venüs gibi planetlerin yumuşak ve besleyici radyasyonunun beyni etkilediği saatlerdir.


Bu saatleri bulmak için gerekli hesaplama usullerini İbrahim Hakkı Erzurumî "MARİFETNAME" isimli eserinde bütün detayları ile izâh etmektedir. Bunun için, piyasadan, içinde bu bölümün de olduğu TAM tercüme seçilmelidir. Zirâ, bir Mars saatinde, olacak iş, münakaşaya dökülüp olmazken; bir Venüs veya Jüpiter saatinde olmayacak iş, şaşırtıcı biçimde oluşuverir de hayretler içinde kalabiliriz.

Bu sebebten dolayıdır ki, yapacağımız bir takım işleri içinde bulunduğumuz saatlerin tesirlerine göre düzenlemenin çok büyük yararları olacaktır.
eski 17.10.2006, 12:47 Bakara-216 isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #7
Tecrübeli Üye
 
Üyelik tarihi: 10.10.2006
Mesajlar: 411


 
 
Teşekkür etti: 24
Teşekkür aldı: 62 konuda 106 kere
Dua Ve Kader

DUA sözkonusu olduğu zaman, hemen pekçoğumuz yanlış bilgi ile şartlanmaktan dolayı, "aman canım kaderde ne varsa o olacak, DUAya ne gerek var" deyiveririz.

Oysa, bu tamamiyle yanlış bir görüştür!..

Kader konusunda gerçek bilgileri, Kurân-ı Kerîm âyetlerine ve tamamiyle Hazreti Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellemin buyruklarına dayanan biçimde "İNSAN ve SIRLARI" ile "AKIL ve İMAN" isimli kitapların mezkûr bölümünde okurlarımıza açıkladık.

KADER kesindir; ve hiç kimse bunun asla dışına çıkamaz!..

Nitekim, Hazreti Rasûlullah aleyhis-selâm bunu açıklamalarında, en dar anlayışlıların dahi farkedebileceği bir biçimde vurguluyor.

Ne yazık ki, bu gerçeği yansıtan hadîs-i şerîfleri, hadîs kitapları hariç, hiç bir kitapta bulamıyorsunuz... Yazamıyorlar!...

Korkuyorlar !.

Ama gerçek, yazılmasa da, söylenmese de gerçektir... Hele Rasûlullah tarafından da en yalın bir biçimde açıklanmışsa!..

Burada çok önemli olan husus şudur.

KADERin tekniği!..


KADER - DUA ilişkisini izâha girmeden önce, bu konudaki birkaç Rasûlullah buyruğunu nakletmeye çalışalım size:

"KADERi ancak DUA değiştirir. Ömrü ise ancak iyilik uzatır. Şüphesiz ki kişi işlemiş olduğu günâh sebebiyle rızıktan mahrûm edilir."

"KAZAyı ancak DUA geri çevirir. Ömrü ise iyilik uzatır."

"Tedbirin kadere faydası olmaz; DUAnın ise gelmiş ve gelmemiş musîbetlere faydası vardır; şüphesiz ki belâ iner, DUA onu karşılar; ve kıyâmete kadar çarpışırlar."

Evet, bir yandan, kaderin değişmiyeceği belirtiliyor; diğer yandan DUAnın kaderi, kazayı geri çevireceği açıklanıyor.

Bu iki hususu nasıl birleştirip, nasıl bir sonuç elde edeceğiz.

Bilelim ki...

İnsanların kaderi takdir edilmiştir; her şey gibi!.. Ne var ki, DUA faktörü de bu KADER sistemi içinde yeralan bir faktördür. DUA ederseniz, kaderdeki olayı geri çevirebilirsiniz, kazayı reddedebilirsiniz; ancak ne var ki, bu DUAyı yapmak, gene kaderinizin elvermesiyle mümkün. Yani, kaderiniz müsait ise, DUA edebilirsiniz ve böylece de o gelecek olan olayı geri çevirebilirsiniz.

Kaderinizde kolaylaştırılmış ise DUA etmek, size o belâ veya musîbet gelmeden önce DUA edersiniz ve o olayın zararından korunmuş olursunuz.

Dolayısıyladır ki, tedbirle takdiri değiştiremezsiniz; fakat, takdirde var ise tedbir alır ve böylece de kazâyı geri çevirmiş olursunuz.

Bu hususta Halife Ömer (R.A), bize bir uygulamasıyla son derece önemli bir uyarıda bulunmuştur.

Şama orduyla giden Halife Ömer (R.A), şehre yaklaştığı zaman, veba salgını olduğunu haber alır... Bunun üzerine, orduya geri dönülmesi talimatını verir.

Bu durum üzerine, "kader" kavramını anlayamıyan ve işin şeklinde kalanlar şaşırırlar ve sorarlar:

- Allâhın kaderinden mi kaçıyorsun yâ Ömer?..

Kaderin tekniğini anlamış olan Hazreti Ömer (R.A)ın cevabı hepimize bir derstir:

- Allâhın kazâsından Allâhın kaderine kaçıyorum!..

İşte yukarıda anlatılan cevab, bu kader konusunun "püf" noktasıdır.

Kader mutlak ve kesindir!..

İnsan ise, kendisinden meydana gelenlerin neticesini görecektir!..

"İNSAN İÇİN ÇALIŞMASININ DIŞINDA BİR ŞEY YOKTUR"

âyetini hatırlıyalım.

İşte bu sebebledir ki, siz ne yapabiliyorsanız, elinizden ne geliyorsa onu yapmak zorundasınız. DUA edebiliyorsanız, hemen ediniz!.. Bir çalışma yapma imkânına sahipseniz, hemen yapınız!.. Korunmak için elinizden gelen bir şey var ise, hemen tatbik ediniz. Ne olduğunu bilmediğiniz yazgınızı değiştirmek için elinizden geleni yapınız!... Neticede ollacak olan, Kaderdekidir!. Ama siz de elimden geleni yaptım, huzurunu yaşarsınız hiç olmazsa!
Biliniz ki, yapabildiğiniz, kaderinizin müsaade ettiğidir; ve yaptığınızın neticesini de mutlaka görürsünüz.

Bu yüzden denilmiştir, DUA kazâyı reddeder, diye. Yani, o kazânın reddi sizin duanıza bağlıdır!.. O musîbetin size isabet etmemesi, sizin o hususta dua etmenize bağlıdır. Dolayısıyla dua edersiniz ve o kazâ veya hoşlanmadığınız olay size isabet etmez. Ya da umduğunuz, olmasını istediğiniz olay o duanız vesilesiyle gerçekleşir.
Hazreti Rasûlullah "KEŞKE" demeyi şeytan ameli olarak nitelemiştir. Bunun manâsını çok düşünmek ve bu hususu iyi anlamak mecburiyetindeyiz.

Niçin, "KEŞKE" demek yasaklanmıştır?..

Bilelim ki, DUA, kader sistemi içinde yer alan çok önemli bir unsurdur. DUA edebiliyorsanız, edebildiğiniz kadar DUA ediniz; hepsinin de faydasını, dünya hayatında anlıyamayacağınız kadar fazlasıyla göreceksiniz. Zirâ, Allâh, kulunda ortaya çıkartacağı pek çok özeliği DUA şartına bağlamış; takdir ettiği pek çok şeye DUAYI vesile kılmıştır. Bu yüzdendir ki, "DUA müminin silâhı" olmuştur.

DUA, takdirin tüm güzelliklerinin size ulaşmasına vesile olan en değerli nimettir. Onu elden geldiğince çok ve güçlü olarak kullanan en büyük nimetlere kavuşacak olandır.

Kaderi anlamayan câhil ise, DUAYI terkeder; tüm mahrumiyet ve çileler de onu bekler!..

Konuyu, Rasûlullah aleyhis-selâmın şu açıklamasıyla bağlayalım:

"İçinizden her kime DUA KAPISI AÇILMIŞ ise, muhakkak ona rahmet kapıları açılmıştır; ve Allâhdan, afiyet istenilmesinden daha sevimli bir şey, istenmemiştir".

"DUA, inen belâya ve inmeyen belâya karşı faydalıdır. Ey Allâhın kulları, DUAYA SIMSIKI SARILINIZ!.."
eski 17.10.2006, 12:53 Bakara-216 isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #8
Tecrübeli Üye
 
Üyelik tarihi: 10.10.2006
Mesajlar: 411


 
 
Teşekkür etti: 24
Teşekkür aldı: 62 konuda 106 kere
Zikir Hakkinda




ZİKİR, bize göre, dünyada bir insanın yapabileceği, en yararlı çalışma türüdür.

ZİKİR, "Allâhı anma" diye her ne kadar tercüme edilirse de, böyle bir tercüme son derece yetersizdir.

1. ZİKİR, beyinde tekrar edilen kelimenin manâsı istikâmetinde, beyin kapasitesini arttırır.

2. ZİKİR, beyinden üretilen dalga enerjinin RUHa, yani halogramik dalga bedene yüklenmesini ve böylece ölümötesi yaşamda güçlü bir RUHa sahip olunmasını sağlar. (ZİKİR konusunda beynin faaliyetlerini ve sistemini "İNSAN ve SIRLARI" kitabımızda bütün detayları ile okuyabilirsiniz. Ahmed HULUSİ.)

3. ZİKİR, tekrar edilen manâlar istikâmetinde beyinde anlayış, idrak ve o manâların hazmedilmesi gibi özellikleri geliştirir.

4. ZİKİR, Allâha yakîn sağlar.

5. ZİKİR, ilâhî manâlar ile tahakkuku temin eder.

İşte, birkaçını saydığımız bu özellikler dolayısıyla Kurân-ı Kerîm de ZİKİR son derece övülen bir çalışma olarak belirtilmiş; ve bu konuda ZİKRE önem vermeyenler şiddetle uyarılmışlardır:

"RAHMANIN ZİKRİNDEN YÜZ ÇEVİRENE ŞEYTAN MUSALLAT OLUR VE ARKADAŞI OLUR. SONRA GERÇEKLERİ SAPTIRIR VE ONU HİDAYETTEN UZAKLAŞTIRIR. ONLARSA BU DURUMDA HÂLÂ HİDAYETTE OLDUKLARINI SANIRLAR." (43-36/37)

&

"ŞEYTAN ONLARI İDARESİNE ALMIŞ, ALLAHI ZİKRETMEYİ UNUTTURMUŞTUR. ONLAR ŞEYTANIN GRUBUDUR. ŞEYTANA TABİ OLANLAR HÜSRANA UĞRAYACAKLARDIR." (58-19)

&

"ALLAHI ÇOK ÇOK ZİKREDİN" (33-41)

&

"HER KİM, BENİM ZİKRİMDEN YÜZ ÇEVİRİRSE ONA DAR BİR GEÇİM VARDIR VE ONU AMA OLARAK HAŞREDERİZ" (20-124)

&

"BENİ ZİKRETTİĞİNİZDE SİZİ ZİKRETMEKTEYİM" (2-152)

&

"EĞER KULLARIM SANA BENİ SORARLARSA, BEN YAKINIM. BANA DUA EDENİN DUASINA İCABET EDERİM" (2-186)

&

"ALLAH ZİKRİ, EKBERDİR" (29-45)

&

ZİKİRin insana ne kadar büyük yararları olduğuna bakın Hazret-i Rasûl aleyhis-selâm nasıl işaret ediyor:

"Allâh katında çalışmaların en sevimlisi hangisidir?... sorusuna cevab:

- Dilin, Allâhı zikretmeye devam ettiği halde ölmendir"!.

&

"Size çalışmalarınızın en hayırlısını, Allâh indinde en temiz olanını, derecelerinizi en fazla yükseltenini ve sizin için altın ve gümüş infak etmekten, düşmanlarınızla savaş meydanında karşılaşıp boyun vurmanızdan ve onların sizin boyunlarınızı Allah yolunda vurmalarından daha hayırlı bir çalışmadan haber vereyim mi?..

İşte o Allahı ZİKRETMEKTİR."

&

"Allahın azâbından, Allâhı ZİKİR etmekten daha fazla hiç bir şey kurtaramaz."

&

"Allah katında kıyâmet gününde kulların hangisinin derecesi daha faziletlidir; sorusuna şu cevabı verdi:

- Allahı çok ZİKİR EDENLER."

Soruldu ki, "Yâ Allah yolunda cihâd eden gazinin ki?"...

Buyuruldu:

- Kâfirler ve müşrikler içerisinde kılıcı ile kırılıncaya kadar ve kana bulanıncaya kadar savaşsa da, şüphesiz ki, Allâhı çok zikredenlerin derecesi, ondan daha faziletli olur."

&

"Kul, şeytandan ANCAK, Allâhı ZİKRETMEKLE korunur!.."

&

"Sahip olduklarınızın en faziletlisi, Allâhı zikreden dil, şükreden kalp, imanında yardımcı olan eştir."

&

"Allâhı ZİKREDEN ile etmeyenin benzeri, diri ile ölü gibidir!.."

&

"Allâhı o kadar çok zikredin ki, insanlar size, deli mi bu, desin!.."

&

"Münafıklar size, gösteriş için yapıyorsunuz, diyecekleri kadar çok Allâhı zikrediniz."

&

"Müferridûn geçti!.. Buyruğuna soruldu, kimdir müferridûn, diye.

"Allâhı çokça zikretmeye düşkün olanlardır. Zikir, onların ağırlıklarını hafifletir. Böylece kıyâmet günü de hafif olarak gelirler"

&

"ŞEYTAN, ağzını âdemoğlunun kalbine koymuştur. O Allahı zikrettikçe şeytan çekilir. Gaflete düşüp zikri bırakınca kalbini yutar!."

Bu hâdis-i şerîf teşbih yani benzetme yollu bir anlatımdır... Kişi Allahı zikrettikçe, Cinler ondan uzak dururlar ve ona vesvese vererek düşüncelerini bulandıramazlar; ama zikir terkedilince, cinler onun beynini istedikleri gibi etkileyerek hüküm altına alır, manâsınadır.

&

"Allahın bir kula verdiği en faziletli şey, ona ZİKRİNİ ilham etmesidir."

&

"Hiç bir sadaka Allahı zikretmekten daha faziletli değildir."

&

"Cennetlikler hiç bir şeye üzülmezler ancak, dünyada iken ZİKİRsiz geçen anları hariç!.."

&

"Kim Allahı çok zikretmezse imandan uzaklaşır."

&

"İnsan, üzerinden geçip de, içinde Allâhı zikretmediği her an dolayısıyla kıyâmette büyük pişmanlık duyar."

&

"Herhangi bir topluluk, bir mecliste toplanır, Allahı zikretmeden dağılırlarsa, bu meclis kıyâmet gününde kendileri için bir pişmanlık olur!.."

&

"Kim Allâhı çok ZİKİR ederse, münâfıklıktan uzak olur!.."

&

İşte bunlar gibi daha pek çok Rasûlullah aleyhis-selâm hadîs-i şerîfi bize ZİKİR konusunda büyük uyarıda bulunmaktadır.
eski 17.10.2006, 12:54 Bakara-216 isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #9
Tecrübeli Üye
 
Üyelik tarihi: 10.10.2006
Mesajlar: 411


 
 
Teşekkür etti: 24
Teşekkür aldı: 62 konuda 106 kere
Zikir Niçin Çok Önemli?

"İNSAN ve SIRLARI" isimli kitabımızda tafsilatlı olarak bunları yazmamıza rağmen, önemi dolayısıyla burada da bir miktar ZİKRİN zorunluluğu üzerinde durmak istiyorum.

Kesin olarak bilinmelidir ki; DİN tamamiyle, bilimsel gerçekler üzerine oturtulmuş, o günün şartları içindeki sembolik anlatımdır.

İslâm Dininde, -sadece Kurân-ı Kerîm ve Hadîs-i şerîfler- mevcut olan bütün hükümler, insanın gerek bugünü ve gerekse ölümötesi yaşamı için zorunlu olarak ihtiyaç duyacağı şeyleri temin gayesiyle gelmiştir. Ayrıca insanın bu önerilere uyması, onun gelecekte bir çok kendisine zarar verici şeylerden korunmasına da vesile olacaktır.

İnsanın yaşamı ise, bilindiği üzere BEYİN ile düzenlenir... İnsanda ortaya çıkan her şey, BEYİN aracılığıyladır... Ölümötesi yaşam bedeni olan RUH dahi beyin tarafından "yüklenir"!..

Allâhın isimlerinin işaret ettiği manâlar, insan beyninde açığa çıkar. İnsan şuûru, Allâhı, ancak beyin kapasitesi kadar tanıyıp "yakîn" elde eder.

&

İşte böyle olunca, ZİKİR olayının önemini kavrayabilmek için, önce beynin çalışma sistemini kavramak, sonra da zikir halinde beyinde nasıl bir işlem oluştuğunu idrâk etmek zorunda kalırız.

Milyarlarca hücreden oluşan beyin, esas itibariyle bioelektrik enerji üretip, bunu dalga enerjiye çeviren ve kendisinde oluşan manâları, bir yandan RUH dediğimiz yapıya yükleyen ve diğer yandan da dışarıya yayan bir organik cihazdır.

Genelde, doğuştan alınan ilk tesirlerle yüzde beş, yüzde on kapasite ile çalışan beyin, aldığı çeşitli etkilerin de aracılığıyla, klâsik bir yaşam türü geçirir... Bildiğimiz herkes gibi...

Oysa beyindeki bu kapasitenin arttırılması mümkündür!..

Normalde çok küçük bir yüzde ile çalışıp geri kalan miktarı kullanılmaz bir halde bekleyen beynin, bu boş duran kapasitesinin devreye sokulması yolu ZİKİRden geçer.

ZİKİR ile beynin belli bir bölgesindeki hücre grubları arasında üretilen bioelektrik enerji, zikrin devamı halinde bu bölgeden taşarak, görevsiz bekleyen yan hücrelere yayılır ve onları da mevcut kapasiteye ilâve ederek devreye sokar.

ZİKİR, konusu ne ise, o anlamda bir frekans yayarak bu hücreleri devreye alan beyinde, elbette ki o istikâmette de faâliyet gelişir.

&

İleride de daha detaylı izâh edeceğimiz üzere, meselâ Allâh adıyla işaret olunanın İRADE sıfatının ismi olan "MÜRÎD" ismi zikredildiğinde, kişinin beyninde boş duran hücreler, bu ismin frekansında programlanarak devreye girdiği için; bir süre sonra o kişide İRADE gücünün arttığı ve eskiden başaramadığı bir çok şeyi başardığı görülür.

Ancak hemen burada kesinlikle idrâk edilmesi zorunlu bir husus da vardır ki, o da şudur:

Herkesin beyin yapısının kendine has bir orijinalitesi vardır ve bu tür "esmâ" yani Allâhın isimlerine dayalı zikir türünde, mutlaka bu işin ehlinden bilgi alma zorunluluğu vardır!..

Kendi aklına geldiği gibi ZİKİR yapmak, farkında olmadan CİNLERİN İLHAMIYLA ZİKİR yolunu açar ki; kişinin bilinçsizce kendini cinlere teslim etmesine sebeb olabilir.

Nitekim, bu yüzden bazı evliyâullah, "Aydınlatıcısı olmayanın, aydınlatıcısı şeytan olur" demişlerdir.

Evet, esas itibariyle ham, yani programlanmamış olan beyin hücrelerini, ZİKİR yoluyla, erişilmek istenen gaye istikâmetinde programlayarak eskisinden çok daha güçlü çalışan bir beyne sahip olunabilir.

&

Şimdi, bu satırları okuyan bazı ZİKİR İNKARCILARI, hemen şu soruyu soracaklardır:

Mademki ZİKİR bu derece beyni geliştiriyor da, niçin İslâm Alemi devamlı zikir yapmasına rağmen, üstün bir beyin çıkartamıyor ve bütün gelişmeler batıdan, gayrı müslimlerden geliyor?.

Bu sorunun cevabı son derece basittir... Ancak, işin tekniğini bilen bir kişi için!..

Allâh-u Teâlânın lûtfu ve Hazreti Rasûlullah aleyhis-selâmın inayeti ile, bize keşf yollu açılan ZİKİR sırrına binâen, konunun tekniğini izâh etmek suretiyle, size bu sorunun cevabını yazalım.


eski 17.10.2006, 12:56 Bakara-216 isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #10
Cevapla



Yer imleri
Seçenekler




Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 11:11 .