Şüphesiz Allah’ın gökleri ve yeri yarattığı günkü yazısına göre ayların sayısı on ikidir.Bunlardan dördü haram aylardır.İşte bu, Allah’ın dosdoğru kanunudur.Öyleyse o aylarda kendinize zulmetmeyin.
Tevbe-36
Recebin 1.gününde oruç tutmak üç senelik, 2.günü oruçlu olmak iki senelik ve yine 3.günü oruçlu bulunmak bir senelik küçük günahlara kefaret olur. Bunlardan sonra her günü bir aylık küçük günahların af ve mağfiretine vesile olur.
Camiu-s sağir
GİrİŞ Yap
Online Üye
Şuan Forumda: 59 (13 Kayıtlı ve 46 Misafir) bulunmaktadır.
Admin ::
S.Mod ::
Mod ::
Yazarlar ::
İmtiyazlı Üye
Binlerce yıldır yankılanan, dertleri ve
çare olmuş duaları...
Eyyüb aleyhisselam
Allah kendisine peygamberlik verdi. Mal ve evlat zengini oldu. Yedi erkek yedi kız çocuğu oldu. Yetimlere ve kimsesizlere pek düşkün, iyiliksever birisi olarak bilindi.
Her şey yolunda giderken birdenbire Eyyüb aleyhisselamın imtihan süreci başladı. Evi çöktü, çocukları öldü. Ardı ardına afetlerle malını kaybetti. Yıllarca süren bir hastalığa yakalandı. Etrafında hürmetle dolaşanlar dağıldı. Bir hanımı ile yapayalnız kaldı. Hanımı ev hizmetleri yaparak elde ettikleri ile onu geçindirdi.
Zor ve dayanılamaz bir imtihan sürecine sabretti.
Sabrı dillere destan oldu. ‘Eyyüb sabrı’ diye darb-ı mesel oldu. Ama o, Rabbinden şikâyetçi olmadı.
Direndi… Direndi…
Rivayetlere göre hastalığı on sekiz yıl sürdü. Bağırıp çağırmadı. ‘Ben hastayım beni iyi et.’ bile demeye dili varmadı. Sadece inledi. İniltisi Arş’a ulaştı. Kur’an’a yansıdı. Kıyamete kadar, ibret alacaklar için iyi bir ibret ve ders olarak kaldı… Sabrın ve edebin zirvesinde bir örnek olarak kaldı. Kur’an onu övdü.
Eyyüb'e gelince hani o:
"Bir derde yakalandım, sen ise merhametlilerin en merhametlisisin "
diye Rabbine seslenmişti.
Biz de duasını kabul ederek pençesine düştüğü derdi giderdik. Ayrıca karşılıksız rahmetimizin bir eseri olarak ve bize kulluk edenlerin her zaman anacakları bir örnek olsun diye eski ailesini kendisine bir kat fazlası ile yeniden bağışladık. (Enbiya,83-84)
devam edecek..
__________________ “Yarısı Allah’ın, yarısı da dünyanın olacak şekilde
yarım kalple yaşayamam ben.”
Musul taraflarına Peygamber olarak gönderildi. Bütün peygamberler gibi inatçı bir inkârla karşılaştı. Yalanladılar, inanmadılar. Otuz üç yıl uğraştı onlarla. Sadece iki kişi iman etti kendisine. Nihayet onların inadına karşılık Allah’ın azap vakti geldi. Üç gün sonra size azap inecek, diyerek onları uyardı. Buna rağmen inatlarından vaz geçmediler. Bu tavırlarına çok içlendi. Üzülüp onların yaşadığı şehri terk etti.
Peygamberlerinin şehirlerini terk etmesinden sonra kavmi, düşünüp taşındılar sonunda tövbe edip iman ettiler. Yunus suresi, 98
Onların bu dönüşünden haberdar olmayan Yunus aleyhisselam sahildeki bir gemiye binip gitti. Denizde fırtınaya tutuldular. Gemi kaptanı yüklerinin çok olduğunu, yolculardan birinin denize atlaması halinde kurtulabileceklerini söyledi. Kim atlasın denirken kura çekildi. Kura Yunus aleyhisselama çıktı. Yolcular, onun bir nebi olduğunu bildiklerinden kabul etmeyip kurayı yenilediler. Yine ona çıktı. Tekrar yenilediler, yine ona çıktı. Saffat suresi, 141
Yunus aleyhisselam kalktı elbiselerini çıkarıp kendisini suya attı. O suya atlayınca Allah’ın emri ile bir balık onu yuttu. Böylece bir gece yarısında üç karanlığın içinde kaldı: Gecenin karanlığı, denizin karanlığı ve balığın karnındaki karanlık.
Allah’a iman etmediler diye kavmine içlenmiş ve onları terk etmişti. Ancak, Allah’ın emrini beklemesi daha uygun bir tavırdı. Evet, o Rabbine küsmemişti. Küstüğü onun kulları idi. Ama sabrın hakkını vermemişti. Bu nedenle yaptığının çok da iyi bir hareket olmadığını anladı. Arşa ulaşan bir yalvarışla rabbine yalvardı.
Ama edebi ile.
Kendisinden sonraki insanlığa ölümsüz bir örnek bırakarak... Bunalanların, yanılıp hata edenlerin ne yapmaları gerektiğini göstererek… Dua ve yalvarma nasıl olur, kul nasıl hatasını itiraf eder, onu göstererek…
Balık onu çıkarıp sahilde bir yere bıraktı. Saffat suresi,145
“Yunus'u da zikret.
O öfkeli bir halde geçip gitmişti; bizim kendisini asla sıkıştırmayacağımızı zannetmişti.
Nihayet karanlıklar içinde: ‘Senden başka hiçbir ilah yoktur. Seni tenzih ederim. Gerçekten ben zalimlerden oldum!’ diye niyaz etti.
Bunun üzerine duasını kabul ederek kendisini içine düştüğü sıkıntıdan kurtardık.
İşte mü'minleri böyle kurtarırız.”Enbiya, 87-88
__________________ “Yarısı Allah’ın, yarısı da dünyanın olacak şekilde
yarım kalple yaşayamam ben.”
peygamber kıssaları,tekerrüren yaşanabilirlikoranıyüksek oldugu için bizlere örneklendirilmiş.
bir hayat seriliyor gözler önüne.
içinde sabreden,tevekkül eden veyahut bunalıp,Allah ın ondan bekledigine, insani dirençsizliginden sıkılıp/bunalıp terkeden insanpeygamberler in bizlere nasil bir misal teşkil edecegi,Allah ın her durumda dahi,O'na intisab ile kesin bir saf olmamızı bekledigini ögütlüyor.
bizi müslümanlar ne kadar algılayabiliyoruz?
daha önce de demiştim
çok ender kimisi imtihan olunurken,çok çogumuz da imtihan bitip akıl başa gelmişken.
ve kırıntılardan nasibimizi arıyoruz.
İsrailoğullarının peygamberlerindendi. Hanımı da Hz. Meryem’in teyzesidir. Hem kendisi hem de hanımı yaşlandıkları halde çocukları olmamıştı. O ise bir mirasçı bırakmak istiyordu. Kendisi yüz yaşında hanımı ise doksan dokuz yaşında idi. Ama o yalvardı yakardı:
“Rabbim!
Gerçekten kemiklerim zayıfladı, saçlarım ağardı.
Rabbim! Sana yalvarmakla şimdiye kadar bedbaht olup bir şeyden mahrum kalmadım. Doğrusu ben, arkamdan iş başına geçecek olan yakınlarımdan endişe ediyorum. Karım da kısırdır. Tarafından bana bir oğul ver.” Meryem,4-5
Allah duasını kabul buyurdu. Olmaz şartlar olduruldu ve bir erkek çocuk müjdesi aldı:
“Ey Zekeriyya! Biz sana bir oğul müjdeleriz ki, onun adı Yahya'dır. Daha önce ona kimseyi adaş yapmadık.” Meryem,7
Hayret etti. Onca yaşlarına rağmen kısır bir kadından nasıl oğlu olacaktı?
“Rabbim! dedi, karım kısır olduğu, ben de ihtiyarlığın son sınırına vardığım halde, benim nasıl oğlum olabilir?” Meryem,8
“Allah: Öyledir, dedi; Rabbin: O bana kolaydır. Daha önce, sen hiçbir şey değilken seni de yaratmıştım, buyurdu.” Meryem,9
Zekeriyya da: ‘Rabbim! Beni tek başıma bırakma, Sen varislerin en hayırlısısın.’ diye nida etmişti.
Biz de duasını kabul ederek kendisine Yahya'yı armağan etmiş, eşini geçimli ve doğurgan yapmıştık. Bütün bu peygamberler iyi işler yapmaya koşarlar, umut ve korku içinde bize dua ederler, bize gönülden saygı beslerlerdi. Enbiya,89-90
__________________ “Yarısı Allah’ın, yarısı da dünyanın olacak şekilde
yarım kalple yaşayamam ben.”
peygamber kıssaları,tekerrüren yaşanabilirlikoranıyüksek oldugu için bizlere örneklendirilmiş.
bir hayat seriliyor gözler önüne.
içinde sabreden,tevekkül eden veyahut bunalıp,Allah ın ondan bekledigine, insani dirençsizliginden sıkılıp/bunalıp terkeden insanpeygamberler in bizlere nasil bir misal teşkil edecegi,Allah ın her durumda dahi,O'na intisab ile kesin bir saf olmamızı bekledigini ögütlüyor.
bizi müslümanlar ne kadar algılayabiliyoruz?
daha önce de demiştim
çok ender kimisi imtihan olunurken,çok çogumuz da imtihan bitip akıl başa gelmişken.
ve kırıntılardan nasibimizi arıyoruz.
onlar aleyhimüsselam
bizlerin içinden seçilmişler
ve bizlerin yaşadıklarının en ağırlarına düçar olmuşlar
Rabbimiz teala onların bizlerden olmasını sağlamakla
taklid edilebilir olmalarınıda beraberinde sağlamıştır
biz onları bulunduğu yerden yükseltince "onlar gibi olamayız"
sözlerini işitir olduk
acaba Allah azze ve celle
bu istidaatı vermedimi bizlere?
şüpesiz bizler onlar gibi olabiliriz lakin bahsettiğim mertebeleri değildir
Kur'an inince gönüllere belada hoş gelir lakin tasavvurların tekrar inşaası lazım.
Allah rızasına muvafik eylesin
__________________ “Yarısı Allah’ın, yarısı da dünyanın olacak şekilde
yarım kalple yaşayamam ben.”
onlar aleyhimüsselam
bizlerin içinden seçilmişler
ve bizlerin yaşadıklarının en ağırlarına düçar olmuşlar
Rabbimiz teala onların bizlerden olmasını sağlamakla
taklid edilebilir olmalarınıda beraberinde sağlamıştır
biz onları bulunduğu yerden yükseltince "onlar gibi olamayız"
sözlerini işitir olduk
acaba Allah azze ve celle
bu istidaatı vermedimi bizlere?
şüpesiz bizler onlar gibi olabiliriz lakin bahsettiğim mertebeleri değildir
Kur'an inince gönüllere belada hoş gelir lakin tasavvurların tekrar inşaası lazım.
Allah rızasına muvafik eylesin
"insan peygamberlerin bulundugu yerden yükseltilmesi"nden ziyade,
bizim asıl; ilahigücüyanımızda,içimizde,birebir,an'ında,yeterince ve geregincealgılayamayışımız büyük sorun.
oysa peygamber vahiy ile sürekli irtibatlı abim
denetimdeler yani
oysa biz imtihan olunurken ve hakka ram oldugumuza inanıyor oldugumuz halde dahi "gerçekten bizdenneistediginetereddütlüyüz,saglama yapılmıyor kabaca yazayım
bana da "ama onlar bizim gibi degillerdi fikri" gelip/gidiyor arasıra bu yüzden
ben yazmıştım sana hatta.
nerde yalnış düşünüyorum onu izah eder misin?
Allah insanları doğru yola iletmek için onlara gene insan olan bir uyarıcı göndermiştir, melek değil... Uyarıcı olarak bir melek gönderseydi insanlar "ama sen meleksin, biz senin yaptıklarınızı yapamayız" diyeceklerdi. Peygamberimiz "ben de sizin gibi insanım, Allah'ın emrettiği her şeyi ben de yapıyorum, tek farkım bana vahyolunması" diyor...
qul innemâ ene beşerum-mislukum
18:110 De ki: "Ben ancak sizin gibi bir beşerim."
yûhâ ileyye ennemâ ilâhukum ilâhun vâhid
"Yalnız bana tanrınızın tek bir Tanrı olduğu vahyolunuyor.
Rabbine kavuşmayı uman kimse yararlı iş işlesin ve Rabbine
kullukta hiç ortak koşmasın."
qul innemâ ene beşerum-mislukum
41:6 De ki: "Ben ancak sizin gibi bir beşerim."
yûhâ ileyye ennemâ ilâhukum ilâhun vâhid
"Yalnız bana tanrınızın tek bir Tanrı olduğu vahyolunuyor.
Bu sebeple O'na dosdoğru yönelin ve O'ndan mağfiret dileyin.
Allah'a ortak koşanların vay haline!"
İki ayetin nasıl aynı başlayıp değişik tavsiyelerle sonuçlandığına dikkat. Benzeri bir ayette de "ene" (ben) yerine "nahnu" (biz) kullanılmış.
14:11 Rasûlleri de onlara dediler ki: "Biz de sizin gibi sadece birer insanız. Fakat Allah, kullarından dilediğine nîmetini lütfeder."
Elçiler bu sözü söylüyorlar, çünkü onların Hak'ka davet ettikleri kavimleri, o peygamberlere, "Siz de bizim gibi bir insandan başka bir şey değilsiniz. Siz bizi atalarımızın tapmış olduğu şeylerden döndürmek istiyorsunuz. Öyleyse bize, apaçık bir delil getirin!" (14:10) demişlerdi.
Bu konuda "Melek peygamber değil, insan peygamber" konusu çok mühim. İnsanların bir kısmı Rasulullah'ı (salât ve selam ona) örnek almak yerine, onu aşırı yücelterek insanüstü bir hâle sokmaya ve hayattan tamamıyla koparmaya eğilimli. Tam da bu yüzden, yaşayışını onun öğrettiği temeller üstüne kurmak gibi bir düşünceleri kalmamış. Ki, bu düşüncenin ifrat noktası hıristiyanların peygamber tasavvurunu oluşturuyor.
Diğer bir kısmı da, aşırı yüceltenlerin aksine onu aşırı indirgeyerek, yine örnek almaktan uzaklaşıyorlar. Sadece Kitab'a bağlı kaldıklarını iddia ediyorlar. Bu da tipik yahudi peygamber algısında tefrit derecesine varıyor, o mübarek insanlara adi davranışlar ve büyük günahlar atfediliyor.
İşte, bu iki algının ötesinde "Kur'an bize peygamberimizi nasıl öğretiyorsa öyle algılamamız" ve onu aşırı yüceltmek ve taklid etmek değil, örnek almak gerekiyor.
Ref: Mustafa İslamoğlu, Üç Muhammed, Denge Yayınları, 2000.
faideli olur kanaatindeyim
daha önemlisi ise vahiy bağlantılı efendimiz aleyhisselamın ashabı onu ve getirdiklerini nasıl değerlendirdiğidir.
babası, oğlu ve kocasını aynı savaşta yitiren sümeyra validemizin hali radiyallahu anha,
veya kendisine düşen ganimetten bir parçayı efendimiz aleyhisselamın önüne atan ve ben bunun için savaşmadım şuraya (boğazını göstererek)bir ok saplansın diyen sahabenin hali, radiyallahu anhum ecmain......
biz en azından efendimiz aleyhisselam gibi olamaz isekte
onun ashabı gibi olabilecek istidaatta yız tabi istersek
aksi takdirde
Allah yaşanması ilk nesilden sonra mümkün olmayan bir din göndermiş olurki bu muhaldir
__________________ “Yarısı Allah’ın, yarısı da dünyanın olacak şekilde
yarım kalple yaşayamam ben.”