|  |
| | Gast
Mesajlar: n/a
| Duanin Yankilandiği Evren Gafletimizin, günahlarımızın, negatif enerji yüklerimizin çevremize, dünyamıza ve evrene zarar vermesinden başkalarını koruyabilmemiz için kurtuluşumuzu talep etmeliyiz. Bizler dua ve niyazlarımızla felaha erebilirsek, belki kendimiz bile farkında olmadan nice maddi ve manevi yücelikleri yeşertmiş olacağız.
Allah’ın isimleri, sıfatları ve ayetlerinden tezahür etmesini dilediği her birinin ortak mekânı olan evren, Yüce Yaratıcımız’a yapılan bütün dua ve niyazların cûş u hurûşa geldiği, bir başka ifadeyle, dualarımızla her bir zerresinin coştuğu, neşe ve ahenk içerisinde kaynayıp taştığı bir alandır.
Şükür yerine yapılan dualarımız olsa da, genelde duada istemek vardır; niyazda ise Allah’a teslimiyet ve halimizden dolayı O’na karşı mahcubiyet vardır. Ancak her ikisinde de Allah’ın varlığının kabulü ve kendi yaratılışımızın idraki gerçekleşmektedir.
Duaya yöneldiğimiz zaman, güvendiğimiz bir limana demir atıyoruz demektir. Duaya yöneldiğimiz zaman, Allah’ı ve dertlerimize derman olacak yarattıklarını arıyoruz demektir. Böylece dua eden insan, hiçbir varlık dışarıda kalmamak şartıyla, evreni kucaklamaya hazır hale gelmiştir.
Necip Fazıl’ın şu beytini burada hatırlamak uygun olacaktır:
“Seni aramam için beni uzağa attın!
Âlemi benim, beni kendin için yarattın!”
...Biz sadece dua ederiz, edeple niyazda bulunuruz; gerçekleşeceği vakit ve saat ise Allah’ın katındadır. Bu gerçeğe rağmen, acziyetinin farkına varamamış insan, aceleci karakteriyle adeta sipariş verir gibi yaptığı duasının hemen gerçekleşmesini isteyebilmektedir. Belki istediğimiz şey veya gönlümüzden geçen arzu, bizleri hayra değil şerre götürecektir. Kur’anımız bakın bu gafleti nasıl tasvir etmektedir:
“İnsan, hayra dua eder gibi, şerre de dua etmekte, yani hayrı ister gibi şerri de istemektedir. İnsan pek acelecidir.” (İsra, 11)
“İnsanın tabiatında acelecilik vardır. Öyle acelecidir ki, sanki insan aceleden yaratılmıştır. Durun, size ayetlerimi göstereceğim, benden acele istemeyin.” (Enbiya, 37)
“Kim bu aceleci dünyayı isterse, orada ona, evet istediğimiz kimseye hemen çabucak dilediğimiz kadar veririz; ama sonra yerini cehennem yaparız! Kınanmış ve kovulmuş olarak oraya girer.” (İsra, 18)
Öyleyse, olmasını istediğimiz şeyin, bizim istediğimiz zaman değil, Allah’ın hayrımıza takdir ettiği zaman olması daha hayırlı değil midir? Böylece Allah, o talebimize veya kendi ruhumuzda beklediğimiz o gelişmeye, evrendeki bütünlüğün bir parçası olması hakikatine göre icabet edecektir. Allah bu şekilde dilemedikten sonra biz nasıl dileyebiliriz ki!.. “Âlemlerin Rabbi Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz.” (Tekvir, 29)
Bizim talebimiz, nefsimizin, kötülüklerimizin ve günahlarımızın daralttığı kendi varlık alanımızı genişletmek olmalıdır. Mehmet Akif’in İstiklal Marşımızda, “Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner aşarım, / Yırtarım dağları, enginlere sığmam taşarım.” şeklinde ruhunun coşkusunu ve varlık alanının beden kalıbını aşmasını ifade ettiği gibi, Muhammed İkbâl’in de bizler için örnek olabilecek şu duası, kendi idrakini genişleterek sonsuzluğu keşfetme talebine yöneliktir:
“Allahım! Ben bir selim;
Dar gönüllü bir ırmağa nasıl sığarım.
Bana bir âlem ver ki,
Dağları, vadileri aşıp aşıp geçeyim.”
(Zebûr-i Acem, s. 149)
Ellerimiz ihlâsla semaya doğru yükselirse, emellerimiz Hakk’a kanat açarsa, işte o zaman kederlerimiz ve ahlarımız kaybolacak, günahlarımız gözlerimizden yaş olup akacaktır. Evrenin her bir zerresinde akseden böyle bir dua, kendi miracımızın önemli bir basamağı olabilir.
Dualarımızda, daima Allah’ın ve Rasulü’nün yolunda yürümek, O’nun ve Rasulü’nün sevgisine layık olmak, İslâm dinini hakkıyla yaşamak ve yaşatmak ideallerini hatırlamalıyız.
Yazımızı Rabindranath Tagore’un bir duası ile tamamlayalım:
“Kopar, gönlümdeki sefaleti kökünden kopar! Senden niyazım budur, efendim.
Sevinç ve üzüntülerime katlanmayı kolaylaştıracak kuvveti ver bana.
Aşkımı hizmette faydalı kılacak kuvveti ver bana.
Fakirden asla yüz çevirmeme ve küstah kuvvete diz çökmeme kudreti ver bana.
Aklımı günlük hadiselerin çok üstüne çıkaracak kuvveti ver bana.
Ve kuvvetimi senin iradene seve seve teslim etme kuvveti ver bana.” (Gitanjali, s. 42)
AHMET ALEMDAR | 
02.10.2006, 17:06
| |
isimli üye'ye teşekkür edenler
| | | .
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 1.653
Teşekkür etti: 588
Teşekkür aldı: 583 konuda 1.213 kere
| Amin.
Allah razı olsun. | 
02.10.2006, 21:22
| | | Gast
Mesajlar: n/a
| mumeha´isimli üyeden Alıntı
“Kopar, gönlümdeki sefaleti kökünden kopar! Senden niyazım budur, efendim.
Sevinç ve üzüntülerime katlanmayı kolaylaştıracak kuvveti ver bana.
Aşkımı hizmette faydalı kılacak kuvveti ver bana.
Fakirden asla yüz çevirmeme ve küstah kuvvete diz çökmeme kudreti ver bana.
Aklımı günlük hadiselerin çok üstüne çıkaracak kuvveti ver bana.
Ve kuvvetimi senin iradene seve seve teslim etme kuvveti ver bana.” (Gitanjali, s. 42) can-ı gönülden amin.. | 
03.10.2006, 00:54
| |  | Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 11:28 .
Powered by: vBulletin Version 3.7.2 (Türkçe) Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.2.0 RC5 Bazaar Desings |